Kamusal tercih teorisi, iktisat teorisinde geliştirilen analiz araç ve yöntemlerinin siyasal karar alma süreçlerine uygulanmasını konu alan disiplinlerarası bir yaklaşımdır. Teori, piyasa süreçleri yerine politik karar alma süreçlerini; piyasadaki aktörler yerine ise seçmenler, siyasetçiler, bürokratlar ve baskı grupları gibi siyasal aktörleri inceleme konusu yapar. Bu yönüyle siyaset bilimi, hukuk ve ekonomi disiplinlerinin kesişiminde yer alır.
Tarihçe
Kamusal tercih teorisinin düşünsel temelleri 18. yüzyıldaki oylama mekanizmalarına ilişkin çalışmalara kadar uzanmaktadır. Condorcet, Borda ve Laplace gibi isimlerin çalışmaları daha sonra Kenneth Arrow'un ''Social Choice and Individual Values'' (1951) ile Duncan Black'in ''The Theory of Committees and Elections'' (1958) adlı eserleriyle geliştirilmiştir. Duncan Black, yaklaşımın kurucusu olarak kabul edilirken, James M. Buchanan ile Gordon Tullock'un 1962 yılında yayımladığı ''The Calculus of Consent'' adlı eser teorinin gelişiminde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.
Teori, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında kamu kesiminin büyümesi, bütçe açıkları ve enflasyon gibi gelişmeler sonucunda Keynesyen politikalara yöneltilen eleştirilerle birlikte önem kazanmıştır. Bu dönemde devlet müdahalesinin sınırlandırılmasını savunan yaklaşımların güçlendiği ve kamusal tercih teorisinin bu tartışmaların önemli unsurlarından biri hâline geldiği belirtilmektedir.
Temel ilkeler
Kamusal tercih teorisinin üç temel ilke üzerine kurulduğu ifade edilmektedir: metodolojik bireycilik, politik mübadele ve rasyonalite (fayda maksimizasyonu).
Metodolojik bireycilik, toplumsal olayların temel analiz biriminin birey olduğunu kabul eder. Buna göre kolektif yapılar kendi başlarına tercih yapan varlıklar olarak değil, bireylerin tercih ve davranışlarının sonucu olarak değerlendirilir. Devlet ise bireylerin ortak karar almalarını sağlayan bir araç niteliğindedir.
Politik mübadele ilkesi, siyasal süreci ekonomik mübadeleye benzer biçimde ele alır. Bu yaklaşıma göre seçmenler, siyasetçiler, bürokratlar ve diğer siyasal aktörler kendi tercihleri doğrultusunda karşılıklı etkileşim ve değişim ilişkileri içinde bulunurlar. Teori, siyasal karar alma sürecini de bir mübadele süreci olarak analiz eder.
Rasyonalite ve fayda maksimizasyonu ilkesi ise bireylerin siyasal kararlarında da ekonomik davranışlarında olduğu gibi kendi faydalarını artırmaya yönelik rasyonel tercihlerde bulunduklarını varsayar. Makalede bu yaklaşımın literatürde ''homo economicus'' anlayışıyla ilişkilendirildiği belirtilmektedir.
Kaynakça
- ^ a b c d e f g Özer, Mehmet Akif; Kartal, Meryem (30 Nisan 2021). "KAMU TERCİHİ VE YÖNETİMDE KARAR VERME: TEORİK BİR DEĞERLENDİRME". Hak İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi. 10 (26): 75-94. doi:10.31199/hakisderg.793872. ISSN 2147-3668. 22 Temmuz 2026 tarihinde kaynağından arşivlendi24 Temmuz 2026.
