| Malazgirt Meydan Muharebesi | ||||||
|---|---|---|---|---|---|---|
| Bizans İmparatorluğu - Büyük Selçuklu İmparatorluğu Savaşları | ||||||
Malazgirt Meydan Muharebesi'ni anlatan bir tablo, İstanbul Askerî Müzesi | ||||||
| ||||||
| Taraflar | ||||||
|
| |||||
| Komutanlar ve liderler | ||||||
|
| ||||||
| Güçler | ||||||
| 200.000 |
50.000 | |||||
| Kayıplar | ||||||
|
2,000 - 8,000 ölü, 4,000 esir | Bilinmiyor. |
Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümdarı Alp Arslan ile Bizans İmparatorluğu hükümdarı Romen Diyojen arasında Malazgirt Ovasında gerçekleşen muharebedir. Alp Arslan'ın kesin zaferi ile sonuçlanan bu muharebe, "Türklere Anadolu'nun kapılarını açan son muharebe" olarak bilinir ve savaşın ardından pek çok Türk Anadolu'ya yerleşmeye başlamıştır.
Bizans ordusunun kesin yenilgiye uğraması ve İmparator Diyojen'in esir düşmesi Bizans'ın Anadolu ve Ermenistan üzerindeki otoritesinin sarsılmasında önemli bir rol oynamıştır. Malazgirt Muharebesi'nin kaybı, Bizanslılar için bir felaketti. Savaşın kaybı, iç çatışmalara ve İmparatorluğun sınır savunmasını ciddi şekilde zayıflatan bir ekonomik krize yol açtı. Sınırların korunamaması Türklerin Orta Anadolu'ya doğru gerçekleşen kitlesel hareketine yol açtı. 1080 yılına gelindiğinde Selçuklu Türkleri 78.000 kilometrekarelik bir alanı ele geçirmişti. I. Aleksios'un Bizans'ta istikrarı yeniden sağlaması ise otuz yıl kadar sürmüştü. Tarihçi Thomas Asbridge'in belirttiğine göre: "Malazgirt Bizans için acı verici bir başarısızlık" idi. Malazgirt, bir Bizans imparatorunun Müslüman bir komutana esir olduğu tek olay ve Valerianus'tan bu yana geçen sekiz yüz yıllık sürede bir Roma imparatorunun düşman kuvvetleri tarafından sağ ele geçirildiği ilk olaydır.
Arka plan
Bizans İmparatorluğu, Orta Çağ’ın ilk dönemlerinde hâlâ güçlü bir devlet olmasına rağmen, askerî açıdan yetersiz bir hükümdar olan IX. Konstantinos Monomakhos döneminde gerilemeye başladı. Ardından X. Konstantinos Dukas döneminde de bu gerileme devam etti. I. İsaakios Komnenos döneminde gerçekleştirilen ve yaklaşık iki yıl süren kısa süreli reform dönemi, Bizans ordusunun çöküşünü yalnızca bir süreliğine geciktirebildi. Yaklaşık 1053 yılında IX. Konstantinos, İberya Ordusu olarak adlandırılan ve yaklaşık 50.000 askerden oluşan orduyu dağıtarak Selçuklularla bir ateşkes yaptı.
1060'lı yıllarda Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Alp Arslan, Türk dostlarına bugünkü Ermenistan toprakları civarı ile Anadolu'ya doğru göç etmelerine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1064 yılında Alp Arslan komutasındaki büyük bir Selçuklu ordusu İberya themasına saldırdı 25 gün boyunca kuşattıktan sonra surları aşarak Ani’yi ele geçirdiler.
1068 yılında Romen Diyojen iktidara geldi. Bazı askerî reformlar gerçekleştirdikten sonra Selçuklulara ve Mirdasoğulları'na iki büyük sefer düzenledi. 1068 yılında Hierapolis şehrini ele geçirdi ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerine akınlar düzenleyen Türkmen ordularının peşine düştü. Ancak bu harekâtlar sınırlı bir başarı sağladı ve Selçuklular karşısında kesin bir zafer kazanamadı. 1069 veya 1070 yılında Manuel Komnenos, Selçuklulara karşı bir sefer düzenledi ve Selçukluların Konya'ya yönelik saldırısını geri püskürttü. Ancak daha sonra Sivas Muharebesi'nde (1070), Alp Arslan'ın kayınbiraderi Erbasgan tarafından mağlup edildi. Erbasgan daha sonrasında taraf değiştirerek Bizans'a sığındı. Bunun üzerine Alp Arslan, Erbasgan'ı geri getirmesi için Afşin Bey'i gönderdi. Ancak Erbasgan teslim olmayı reddetti. Bunun üzerine Afşin Bey misilleme olarak birçok Bizans şehrini yağmaladı.
1070 yılında Türkler, Alparslan komutanlığında, günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Manzikert (Orta Çağ Yunancasında Malazgirt) ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu Diyarbakır'ı aldı ve Bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattı; ancak alamadı. Türk beylerinden Afşin Bey, güçleri arasına katıp Halep'i aldı.
Alp Arslan Halep'te konaklarken, Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere Bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. Romen Diyojen Türklerin güçlerini Halep'te toplamasını bir fırsat olarak görerek Ermenistan'a ilerleyip daha önce kaybettiği kaleleri geri almak amacıyla büyük bir ordu kurup 13 Mart 1071'de Konstantinopolis'ten (bugünkü İstanbul) ayrıldı. Diyojen'e Andronikos Dukas da eşlik ediyordu.
Savaş öncesi durum
İstanbul'dan yola çıkan Bizans ordusunda imparatorluğun batı eyaletlerinden gelen yaklaşık 5.000 profesyonel Bizans askeri ve muhtemelen doğu eyaletlerinden gelen yaklaşık aynı sayıda asker yer alıyordu. Bu askerler arasında, merkezi sahra ordusunun (Tagmata) bünyesinde yer alan ve uzun süredir hizmet veren düzenli birlikler (Heteria, Cholai ve Straelati) de bulunuyordu. Dukas'ın komutasında ise ordunun artçı birlikleri olacak olan büyük ölçüde sınır bölgelerindeki yerel soyluların (archontes) kendi maiyetlerinden ve köylülerden toplanan birlikler yer alıyordu. Bunun yanı sıra oldukça büyük ve farklı unsurlardan oluşan orduda Roussel de Bailleul komutasında yaklaşık 500 Frank ve Norman paralı asker bulunuyordu. Ayrıca çeşitli Türkî topluluklardan (Uzlar ve Peçenekler) ve Bulgarlar ile Slavlardan gelen paralı askerler, Antakya Dükü'nün komutasındaki piyadeler, Gürcü ve Ermeni askerlerinden oluşan birlikler ve Vareg Muhafızları'nın bir bölümü de orduya katılmıştı. Haldon ordu mevcudunu 40.000 olarak tahmin etmektedir. Türk ve Müslüman kaynakları ise ordu mevcudunu 200.000 olarak tahmin etmektedir. Bunun yanı sıra, 12. yüzyılda yaşamış Ermeni bir tarihçi olan Edessalı Matta, Bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak vermektedir.
Anadolu'ya yapılan ilerleyiş uzun ve oldukça zorluydu. Diyojen, yanında gösterişli ve gereğinden fazla yük taşıyan büyük bir ikmal konvoyu bulunduruyordu. Bu durum askerlerin hoşuna gitmiyordu. Üstelik ordunun bölgeden geçişi sırasında yerel halk da Frank paralı askerlerinin yağmalarından zarar gördü. Romanos, sonunda bu paralı askerleri ordudan uzaklaştırmak zorunda kaldı. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi. Burada halkın coşkuyla karşıladığı imparator, halkın dertlerini dinledi. Halkın Ermeni taşkınlığı ve barbarlığından yakınmaları üzerine kentin Ermeni mahallelerini yıktırdı. Pek çok Ermeni'yi öldürüp, önderlerini sürgüne yolladı. Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikephoros Bryennios gibi bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi. Daha sonra Hınıs ilçesine geçmişlerdir. Malazgirt ovasına giden Bizans ordusu su ihtiyacını karşılamak için güzergah olarak kendine Hınıs içinde akmakta olan Kocasu Çayı yolunu seçmiştir ve ordu savaşta kullanılacak mızraklarını Hınıs ve çevresinde yetişen ağaçlardan imal etmiştir.
Diyojen, Alp Arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek ve Malazgirt'i, hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat Kalesi'ni hızlıca geri ele geçirebileceğini düşündü. Diyojen, generali Joseph Tarchaniotes'e düzenli birliklerin ve Vareg Muhafızları'nın bir kısmını almasını ve Peçenekler ve Franklarla birlikte Ahlat'a ilerlemesini emretti. Aynı sırada kendisi de ordunun geri kalanıyla birlikte Malazgirt'e doğru yürüdü. Böylece Bizans ordusu iki ayrı kuvvete bölünmüş oldu. Türk kaynaklarına göre Tarchaniotes'in komutasında gönderilen ordu Alp Arslan tarafından muharebeden önce yenilgiye uğratılmıştır. Buna karşılık Bizans kaynakları böyle bir çatışmadan söz etmemektedir. Tarihçi Attaleiates ise Tarchaniotes'in Selçuklu Sultanı'nı görünce kaçtığını öne sürmektedir.
Casuslarının verdiği bilgiyle Bizans ordusunun büyüklüğünü bilen Alp Arslan, Bizans imparatoru Diyojen'in gerçek hedefinin İsfahan'a (bugünkü İran) girmek ve Büyük Selçuklu Devleti'ni yıkmak olduğunu sezdi. Ordusundaki yaşlı askerlerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle Erzen ve Bitlis yolundan Malazgirt'e varan Alp Arslan, komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için savaş meclisini topladı. Alp Arslan'ın ordusunun 30.000 ila 50.000 kişi arasında olduğu kabul edilir. Sav Tigin, Sunduk, Afşin, Gevherayin, Ay Tigin, Tarangoğlu, Ahmedşah, Dilmaçoğlu Mehmed, Duduoğlu, Kutalmış oğlu Süleymanşah, Artuk, Tutak, Danişmend, Saltuk, Mengücek, Çavlı, Çavuldur ve Porsuk gibi emirler ve beyler bulunmaktaydı. Bu beyler savaş sonrasında Anadolu'ya yayılarak Anadolu Beylikleri'ni kurdular. Çeşitli kaynaklarda Alp Arslan'ın ordusunda Kürtlerin de yer aldığına belirtilmektedir. Nick Holmes Selçuklu ordusuna katılan 10.000 Kürt askeri rivayetinin zayıf olduğunu belirtir. Theotokis, 10.000 Kürt askeri rivayetinin yalnızca El-Cevzi ve Sıbt bin El-Cevzi'de geçtiğini, diğer temel kaynakların böyle bir durumu belirtmediğini ifade eder.
Romen Diyojen, kuvvetlerini bölerek önce Malazgirt sonra Ahlat önünde kuvvetlerini birleştirmeyi planlıyordu.Malazgirt'te Türk ve Deylemî savunucuların sayısı yetersiz olduğundan dolayı Bizans ordusunun büyük bölümünü ve en güçlü birliklerini Ahlat'a göndererek ordusunu daha da zayıflattı.
Alp Arslan'ın keşif birlikleri Diyojen'in nerede olduğunu tam olarak biliyordu. Buna karşılık Diyojen, Selçuklu ordusunun nerede bulunduğundan ve ne yaptığına dair hiçbir bilgiye sahip değildi. Romen Diyojen savaş planını hazırlamıştı. İlk saldırı Türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. Alp Arslan ise "Kurt Kapanı Taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.

Diyojen 23 Ağustos'ta Malazgirt'e ulaştı ve şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Selçuklular, atlı okçularıyla Bizans birliklerine saldırmaya başladı. Ertesi gün Bryennios'un emrindeki bazı keşif birlikleri Selçuklu ordusunun ana kuvvetlerini keşfetti. Ancak Selçukluların baskısı karşısında geri çekilmek ve Malazgirt'e dönmek zorunda kaldılar. Diyojen bu kuvvetin Alp Arslan'ın bütün ordusu olduğuna inanmadı ve Ermeni asıllı general Basilakes'i bir süvari birliğiyle birlikte gönderdi. Ancak bu birlik Selçuklular tarafından bozguna uğratıldı ve Basilakes esir alındı. Bunun üzerine Romanos ordusunu savaş düzenine soktu ve sol kanadı Bryennios'un komutasına verdi. Ancak hızla yaklaşan Türk birlikleri Bryennios'un kuvvetlerinin etrafını neredeyse tamamen sardı. Bryennios, kuşatılmamak için geri çekilmek zorunda kaldı. Selçuklu kuvvetleri ise gece boyunca yakındaki tepelerde gizlendi. Böylece Diyojen'in gece vakti karşı saldırı düzenlemesi neredeyse imkânsız hâle geldi.
25 Ağustos'ta, Romanos'un ordusunda bulunan bazı Türkî paralı askerler, Selçuklu tarafındaki soydaşlarıyla temas kurdu ve Bizans ordusundan ayrılarak Selçuklulara katıldı. İmparator, doğu sınırı meselesini ve uzun süredir devam eden Türk akınları ile Anadolu'daki Türk yerleşimlerini, kesin bir askerî zafer kazanarak sona erdirmek istiyordu. Romanos, Tarchaneiotes'i ve onunla birlikte gönderdiği askerlerin yarısını geri çağırmaya çalıştı. Fakat Tarchaneiotes ve birlikleri artık bölgede değildi. O gün başka bir çatışma yaşanmadı. 26 Ağustos'ta ise Bizans ordusu savaş düzenine geçti.
Meydan Muharebesi
26 Ağustos Cuma sabahı çadırından çıkan Alp Arslan, Malazgirt ile Ahlat arasındaki Malazgirt Ovası'nda, kendi ordugahının 7–8 km uzağında, ovaya yayılmış durumdaki düşman birliklerini gördü. Savaşı önlemek için imparatora elçiler göndererek barış teklifinde bulundu. İmparator, Sultan'ın bu önerisini ordusunun büyüklüğü karşısında bir korkaklık olarak yorumladı ve teklifi reddetti. Gelen elçileri, soydaşlarını Hristiyan topluluğuna geçmelerine ikna etmek üzere ellerine birer haç tutuşturarak geri yolladı.
Düşman ordusunun büyüklüğünün kendi ordusundan daha büyük olduğunu gören Sultan Alp Arslan, savaştan sağ çıkma ihtimalinin düşük olduğunu sezdi. Askerlerinin de hasımlarının sayı fazlalığı karşısında tedirginliğe düştüğünü fark eden Sultan, bir Türk-İslam adeti olarak kefene benzeyen beyaz kıyafetler giydi. Atının da kuyruğunu bağlattı. Yanındakilere şehit olduğu takdirde vurulduğu yere gömülmesini vasiyet etti. Komutanlarının savaş alanından kaçmayacağını anlayan askerlerin maneviyatı arttı. Askerlerinin cuma namazına imamlık eden Sultan, atına binip ordusunun önüne çıktı ve moral yükseltici, maneviyat artırıcı kısa ve etkili bir konuşma yaptı. Allah'ın Kur'an'da zafer vadettiği ayetleri okudu. Şehitlik ve gazilik makamlarına erişileneceğini söyledi. Müslüman Oğuzlar'dan oluşan Selçuklu ordusu savaş pozisyonuna geçti. Alp Arslan savaş öncesinde askerlerine şu konuşmayı yapmıştır:
"Askerlerim! Kafirlerin sayısı hesap edilemeyecek kadar çoktur. Onların yanında mancınıklar ve pek çok savaş aletleri vardır. Başarılı olabilmemiz için kendileri ile uzaktan değil, içlerine kadar girerek göğüs göğüse savaşmamız, mancınıkları kurmalarına, savaş aletlerini kullanmalarına fırsat vermememiz gerekir. Sayımız az olsa da, ben, minberlerde hem bize hem de Müslümanlara dua edilen bu vakitte düşmana saldırmak istiyorum. Bu vakit, bütün minberlerde İslâm orduları için dua edilen bir vakittir. Halk da bu dualara 'amin' diyecektir. Belki de Allah onlardan birinin duasını kabul eder. Ya Azîz ve Celîl olan Allah'ın yardımıyla amacım olan zafere ulaşır ya da şehit olarak cennete giderim. İçinizden beni takip etmek isteyenler arkamdan gelsin. Yaşamayı seven ve geri dönmek isteyenler ise kendilerine karşı herhangi bir kınanma olmaksızın geri dönebilirler. Burada artık Allah'tan başka emir veren ve yasaklar koyan bir sultan ya da emirlere icabet eden asker yoktur. Ben de sizlerden biriyim ve bugün sizinle birlikte savaşacağım. Biz, Müslümanların eskiden beri yapageldikleri gibi gazâ yapma arzusundayız. Hep birlikte İslâm dinine ve Peygamber'in şeriatına yardım edelim. Benim ardımdan gelerek canlarını Allaha hibe edenler için cennet ve ganimet, bırakıp gidenler için ise cehennem ve sef alet vardır."
Bu sırada Bizans ordusunda dinsel ayinler yapılmakta ve papazlar askerleri kutsamaktaydı. Romen Diyojen de bu savaşı kazanması durumunda (buna inancı tamdı) ününün ve saygınlığının artacağından emindi. Bizans'ın eski ihtişamlı günlerine döneceğini hayal ediyordu. En ihtişamlı zırhını giydi ve atına bindi. Ordusuna zafer durumunda büyük vaatlerde bulundu. Tanrı tarafından şeref, şan, onur ve kutsal savaş sevapları verileceğini duyurdu. Alp Arslan'ın savaşı kaybetmesi durumunda her şeyini ve atalarından miras kalan Selçuklu Devleti'ni de kaybedeceğini çok iyi biliyordu. Romen Diyojen ise savaşı kaybetmesi halinde devletinin çok büyük güç, prestij ve toprak kaybedeceğini biliyordu. Her iki komutan da kaybetmeleri durumunda öleceklerinden emindi.
Romen Diyojen ordusunu geleneksel Bizans askerî kaidelerine göre düzenlemişti. Ortada birkaç sıra derinlikte çoğu zırhlı piyade birlikleri ve bunların sağ ve sol kollarında süvari birlikleri yerleştirilmişti. Romen Diyojen merkeze; General Bryennios sol kanada ve Kapadokyalı General Alyattes ise sağ kanadı komuta ediyordu. Bizans ordusunun gerisinde büyük bir rezerv bulunuyordu ve bu, özellikle taşra eyaletlerinde nüfuzlu kişilerin özel ordularının mensuplarından oluşuyordu. Geri rezerv ordusunun komutanı olarak genç Andronikos Dukas seçilmişti. Romen Diyojen'in bu tercihi biraz şaşırtıcıydı, çünkü bu genç komutan eski imparatorun yeğeni ve İoannis Dukas'ın oğlu olup, bu kişiler açıkça Romen Diyojen'in imparator olmasının aleyhindeydiler. Selçuklu ordusunun komuta kademesinde ise başta Sultan Alparslan olmak üzere Sav Tigin, Sunduk, Afşin, Gevherayin, Ay Tigin, Tarangoğlu, Ahmedşah, Dilmaçoğlu Mehmed, Duduoğlu, Kutalmış oğlu Süleymanşah, Artuk, Tutak, Danişmend, Saltuk, Mengücek, Çavlı, Çavuldur ve Porsuk gibi emirler ve beyler bulunmaktaydı.
Savaş öğle saatlerinde Türk atlılarının toplu ok saldırısına geçmesiyle başladı. Türk ordusunun çok büyük çoğunluğu atlı birliklerden oluştuğundan ve neredeyse hepsinde de ok olduğundan bu saldırı Bizanslılar'da önemli miktarda asker kaybına neden olmuştu. Ama yine de Bizans ordusu saflarını bozmaksızın korudu. Bunun üzerine ordusuna yanıltıcı bir çekilme buyruğu veren Alp Arslan, gerilerde gizlediği küçük birliklerinin tarafına doğru çekilmeye başladı. Bu gizlediği birlikler az miktarda organize olmuş askerlerden oluşuyordu. Türk ordusu, arka saflarda bir hilâl biçiminde yayılmışlardı. Türklerin hızlıca çekildiğini gören Romen Diyojen, Türklerin saldırı gücünü yitirdiğini ve sayıca fazla olan Bizans ordusundan korktukları için kaçtıklarını düşündü. En baştan beri Türkleri yeneceğine inanmış olan imparator, bu bozkır taktiğine kanıp, kaçan Türkleri yakalamak için ordusuna saldırma emri verdi.
Çok az zırhları olduğu için hızlıca geri çekilebilen Türkler, zırh yığınına dönmüş Bizans süvarileri tarafından yakalanamayacak kadar hızlıydı. Ancak buna rağmen Bizans ordusu, Türkleri kovalamaya başladı. Yan geçitlerde pusu kurmuş Türk okçuları tarafından ustaca vurulan ama buna aldırmayan Bizans ordusu saldırıya devam etti. Türkleri iyice kovalayıp yakalayamayan, üstüne bir de çok yorulan (üstlerindeki ağır zırhların etkisi büyüktü) Bizans ordusunun hızı durma noktasına geldi. Türkleri büyük bir hırsla kovalayan ve ordusunun yorulduğunu anlayamayan Romen Diyojen yine de takip etmeye çalıştı. Ancak bulundukları mevziden çok ileri gittiklerini ve çevreden saldıran Türk okçularını görüp kuşatıldığını çok geç zamanda anlayan Diyojen, geri çekilme buyruğu verme ikilemindeydi. Tam da bu ikilemdeyken, geri çekilen Türk süvarilerinin, yönlerini tam olarak Bizans ordusu üzerine geçip hücuma kalkmaları ve geri çekilme yollarının da Türkler tarafından kapatıldığını gören Diyojen, paniğe kapılarak çekilme buyruğu verdi. Ancak ordusu, çevrelerindeki Türk hatlarını yarıncaya kadar, yetişen Türk ordusunun ana kuvvetleri, Bizans ordusunda tam bir panik başlattı. Kaçmaya kalkan generalleri görüp daha da paniğe kapılan Bizans askerleri, en büyük savunma güçleri olan zırhlarını da atıp kaçmaya çalıştı. Ardından ustaca kılıç kullanan Türk kuvvetleriyle eşit duruma düşüp büyük çoğunluğu yok oldu.
Ordusunu komuta etme olanağının kalmadığını gören Romen Diyojen, yakın birlikleriyle kaçmaya kalktıysa da artık bunun imkânsız olduğunu gördü. Sonuçta tam bir bozgun havasına giren Bizans ordusunun büyük bölümü akşam hava kararıncaya kadar yok edildi. Kaçamayıp sağ kalanlar teslim oldular. İmparator omzundan yaralı olarak ele geçirildi. Bizans ordusundan sağ kalanların büyük bir bölümü savaş alanından kaçtı ve Selçuklular onları gece boyunca takip etti. Ancak takip sabaha kadar devam etmedi. Gün doğduğunda, Bizans ordusunun profesyonel askerlerden oluşan çekirdek kuvveti büyük ölçüde yok edilmişti. Andronikos Dukas'ın komutasındaki köylülerden ve diğer zorunlu askerlerden oluşturulan birliklerin büyük bir kısmı ise savaş sırasında kaçmıştı.
Tüm dünya tarihi için büyük bir dönüm noktası niteliğinde olan bu savaş, zafer kazanan komutan Alp Arslan'ın yenik İmparator Romen Diyojen ile antlaşma yapmasıyla son buldu. İmparatoru bağışlayan ve ona iyi davranan Sultan, antlaşmaya göre imparatoru serbest bıraktı. Antlaşmaya göre imparator kendi fidyesi için 1.500.000 denarius, vergi olarak da her yıl 360.000 denarius ödeyecek; ayrıca Antakya, Urfa, Ahlat ve Malazgirt'i de Selçuklu Devleti'ne bırakacaktı. Tokat'a kadar kendisine verilen Türk birliği eşliğinde Konstantinopolis'e doğru yola çıkan imparator, Tokat'ta toplayabildiği 200.000 kadar denariusu kendisiyle birlikte gelen Türk birliğine verdi. O sıralarda, Bizans tahtına kendi yerine VII. Mihail'in çıktığını öğrendi.
Romen Diyojen ise geri dönmekte iken Anadolu'ya dağılmış ordunun kalanlarından derme çatma bir ordu düzenlemiş ve kendisini tahttan indirenlerin ordularına karşı iki çatışma yapmıştır. Her iki muharebede de yenilerek Kilikya'da küçük bir kaleye çekildi. Orada teslim oldu, keşiş yapıldı, katır üzerinde Anadolu'dan geçirildi, gözlerine mil çekildi, Kınalıada'daki manastıra kapatıldı ve orada birkaç gün içinde yaraları ve enfeksiyonları nedeni ile öldü.
Romen Diyojen'in esareti

Diyojen Alp Arslan'ın huzuruna getirildiğinde, Sultan karşısında duran üstü başı parçalanmış, kanlar içinde ve savaş alanının tozuyla kaplanmış bu adamın, Roma İmparatoru olduğuna inanmadı. Diyojen olduğuna emin olduktan sonra Alp Arslan üstünlüğünü belirtmek için çizmesini imparatorun boynuna bastırdı ve ona yeri öptürdü. Bunun ardından Alp Arslan, Romanos'a oldukça iyi davrandı ve savaştan önce Bizans'a teklif ettiği barış şartlarını bir kez daha sundu. Diogenes’in esaretinden bahseden tüm kaynaklar Alparslan’ın, Diogenes’e iyi ve yumuşak davrandığında hemfikirdirler.
Rivayete göre Alp Arslan ile esir Diyojen arasında geçen bir konuşmada, Alp Arslan Diyojen'e savaşı kazansaydı kendisine ne yapacağını sormuş, Diyojen'in onu ya öldüreceğini ya da zincire vurup Konstantinopolis sokaklarında gezdirteceğini söylemiştir. Bunun üzerine Alp Arslan Diyojen'e kendisinin ona ne yapacağını düşündüğünü sormuş, Diyojen'in ya öldürürsün ya da zincire vurursun demesi üzerine "Benim vereceğim ceza ise çok daha ağır, seni affediyorum ve serbest bırakıyorum." demiştir.
İbnü'l-Adîm'in iddiasına göre Diyojen, Anadolu'ya saldırma gerekçesinin Malazgirt Savaşı'nın çıkmasının nedeninin Reşîdü'd-Devle Mahmud'un Bizans topraklarına düzenlediği akınlar olduğunu söyledi.
Diyojen bir hafta boyunca Sultan'ın esiri olarak kaldı. Cezası sırasında, Sultan şu diyarların teslim olması karşılığında ona Sultan'ın masasında yemek yeme izni verdi: Antakya, Urfa, Hierapolis (Ceyhan yakınlarında bir kent) ve Malazgirt. Bu antlaşma hayatî önem taşıyordu, zira Anadolu'yu sağlama alacaktı. Alp Arslan, Diyojen'in hürriyeti için 1.5 milyon altın istedi, fakat Bizans İmparatorluğu bir mektupla bunun çok fazla olduğunu belirtti. Sultan da 1.5 milyon istemek yerine her yıl toplam 360.000 altın isteyerek kısa vadeli harcamalarını kesmiş oldu. Bunun yanı sıra, iki hanedan arasında bir evlilik ittifakı kurulması da kararlaştırıldı. Alp Arslan'ın oğullarından biri ile Diyojen'in kızı evlendirilecekti.
Sonuç olarak, Alp Arslan Diyojen'in kızlarından birisiyle evlendi. Sonra Sultan, Diyojen'e bir sürü hediyeler verdi ve Konstantinopolis yolunda onun yanına eşlik etmek üzere 2 komutan ve 100 Memlük askeri verdi. İmparator planlarını yeniden kurmaya başladıktan sonra otoritesinin sarsılmış olduğunu gördü. Özel muhafızlarına zam vermesine karşın tahttan indirilip ve gözleri çıkartılıp Proti Adası'na sürüldü. Kısa bir süre sonra gözleri kör edilirken bulaşan bir enfeksiyon yüzünden öldü. Romen Diyojen ayrıca savunmak için çok çaba sarf ettiği Anadolu'ya son ayak bastığında yüzü yara bere içindeyken eşeğe bindirilip gezdirilmişti.
Sonuç
Bizans İmparatoru’nun yenilgi haberi İslâm dünyasında büyük bir sevince yol açtı. Sultan Alparslan, savaş öncesinde imparatorun haçını Ahlat’ta ele geçirmiş ve halifeye göndermişti. Şimdi de imparatorun tacını diğer bir takım hediyelerle beraber halifeye gönderdi. Beytü’n-Nutbe adlı yerde Alparslan’ın zaferini haber veren mektuplar okundu. Bağdat’ta bu haber büyük bir sevinç yarattı. Sokaklar, bu zaferin nişanesi olan taklarla donatıldı.
Malazgirt Savaşı, Bizans açısından uzun vadede büyük bir stratejik felaket felaket idi. Andronikos Dukas Konstantinopolis'e geri döndü. Tarchaneiotes ise sonraki olaylara katılmadı. Buna karşılık Bryennios, Romanos ve diğer komutanların tamamı, Malazgirt'in ardından patlak veren Bizans iç savaşında yer aldı. Andronikos Dukas, savaş alanından kaçmayı başardı ve hızla Konstantinopolis'e döndü. Burada Diyojen'e karşı bir darbe gerçekleştirdi ve kuzeni VII. Mihail'i imparator ilan etti. Yeni Bizans imparatoru VII. Mihail, Romen Diyojen'in imzaladığı antlaşmanın geçersiz olduğunu ilan etti. Bunu haber alan Alparslan, ordusuna ve Türk beylerine Anadolu'nun fethi emrini verdi. Bu emir doğrultusunda Türkler, Anadolu'yu fethe başladılar.
Bu fetihler, sonu Haçlı Seferleri ve Osmanlı İmparatorluğu'na varacak kadar bir tarihi süreci başlatmıştır. John Julius Norwich, Bizans İmparatorluğu üzerine yazdığı üç ciltlik eserinde Malazgirt yenilgisi hakkında, bunun Bizans için “ölümcül darbe” olduğunu, ancak imparatorluğun tamamen ortadan kalkmasının yüzyıllar sonra gerçekleştiğini söyler. Ona göre Anadolu'daki themalar, imparatorluğun adeta kalbiydi ve Malazgirt'ten sonraki birkaç on yıl içinde bu bölgeler Bizans'ın elinden çıktı. Norwich Malazgirt Savaşı'nı, Bizans İmparatorluğu'nun yaklaşık yedi buçuk asırlık tarihi boyunca yaşadığı en büyük felaket olarak nitelendirir. Steven Runciman da Haçlı Seferleri Tarihi adlı eserinde Malazgirt Savaşı'nı Bizans tarihindeki en belirleyici felaket olarak değerlendirir. Runciman'a göre Bizanslıların kendileri de savaşın öneminin farkındaydı; Bizans tarihçileri eserlerinde “o korkunç güne” tekrar tekrar değiniyordu.
Anna Komnini, savaşın gerçekleştiği tarihten birkaç on yıl sonra şunları yazdı: "...Roma İmparatorluğu'nun durumu en kötü noktasına ulaşmıştı. Doğu orduları dört bir yana dağılmış durumdaydı. Çünkü Türkler, Karadeniz ile Çanakkale Boğazı, Ege Denizi ile Akdeniz arasındaki bölgelerde ilerleyerek birçok ülke ve bölgenin kontrolünü ele geçirmişti. Türkler ayrıca çeşitli körfezleri ve kıyı bölgelerini de hâkimiyetleri altına almıştı. Bunların arasında özellikle Pamfilya ve Kilikya kıyılarını yıkayan ve suları Akdeniz'e dökülen bölgeler bulunuyordu."
Aradan yıllar ve on yıllar geçtikçe Malazgirt Savaşı, Bizans İmparatorluğu açısından büyük bir felaket olarak görülmeye başladı. Bu nedenle sonraki dönemlerde yazılan kaynaklarda orduların mevcudu ve savaşta verilen kayıplar gerçekten çok daha yüksek gösterildi. Bizans tarihçileri, geriye dönüp baktıklarında sık sık o günün yaşanan “felaketini” anlatıyor ve imparatorluğun gerilemesinin başlangıcı olarak özellikle bu savaşı gösteriyorlardı. Ancak Malazgirt tek başına ve anında ortaya çıkan bir felaket değildi. Savaşın asıl önemi, Selçuklulara Bizanslıların yenilmez olmadığını göstermesiydi. Bunun yanı sıra Andronikos Dukas'ın gerçekleştirdiği taht gaspı, imparatorlukta ciddi bir siyasi istikrarsızlığa yol açtı. Savaşın ardından başlayan Türkî göçlere ve Anadolu'ya yönelik Türk yerleşimlerine karşı etkili bir direniş örgütlemek de giderek zorlaştı. Bizans'ta daha önce de saray entrikaları yaşanmış ve imparatorlar tahttan indirilmişti. Ancak Diyojen'in başına gelenler özellikle korkunçtu. Onun tahttan indirilmesi, esir düşmesi ve ardından kör edilmesiyle ortaya çıkan siyasi istikrarsızlığın etkileri de imparatorluğun çeşitli bölgelerine yayıldı ve yüzyıllar boyunca hissedilmeye devam etti.
Savaşın ardından yaşananlar, Malazgirt'in ilk halkasını oluşturduğu bir olaylar zinciriydi ve bu zincirin sonraki yıllarda Bizans İmparatorluğu'nu giderek zayıflatıcı etkileri oldu. Bu olaylar arasında taht mücadeleleri ve saray entrikaları, Romanos'un başına gelenler ve Roussel de Bailleul'un, kendi bağımsız devletini kurma girişimi bulunuyordu. Roussel, yaklaşık 3.000 Frank, Norman ve Alman paralı askerden oluşan kuvvetiyle Galatya'da kendisine bağımsız bir krallık kurmaya çalıştı. Roussel, onu durdurmak için gönderilen imparatorun amcası İoannes Dukas'ı mağlup etti. Ardından ordusuyla başkente doğru ilerleyerek Boğaz'ın Asya kıyısındaki Hrisopolis'e (Üsküdar) kadar geldi ve burayı ele geçirip Konstantinopolis'i tehdit etti. Bizans İmparatorluğu sonunda Roussel de Bailleul'u ortadan kaldırmak için Selçuklulardan yardım istemek zorunda kaldı. Selçuklular Roussel'i yenmeyi başardılar. Ancak daha sonra onu karısının ödemiş olduğu fidye karşılığında serbest bıraktılar. Roussel'in kesin olarak ele geçirilmesi ise ancak genç general Aleksios Komnenos'un onu takip edip yakalamasıyla mümkün oldu. Bütün bu olaylar birbiriyle bağlantılıydı ve Bizans İmparatorluğu'nda giderek büyüyen bir iktidar boşluğu meydana getirdi. Türkler de bu boşluğu doldurmaya başladı.
Geriye dönüp bakıldığında, hem Bizanslı tarihçiler hem de modern tarihçiler, Bizans'ın gücündeki gerilemenin başlangıcını büyük ölçüde Malazgirt Savaşı'na dayandırma konusunda hemfikirdir. Paul K. Davis bu durumu şöyle açıklar: Bizans'ın yenilgisi, Anadolu üzerindeki kontrolünü kaybetmesine yol açarak imparatorluğun gücünü ciddi biçimde sınırlandırdı. Çünkü Anadolu, Bizans ordusu için asker temin edilen en önemli bölgeydi. Bundan sonra bölgenin kontrolü Müslümanların eline geçti. Bizans İmparatorluğu ise büyük ölçüde Konstantinopolis ve çevresindeki topraklarla sınırlı kaldı ve bir daha eski ölçekte ciddi bir askerî güç hâline gelemedi.
Malazgirt Savaşı aynı zamanda daha sonraki Haçlı Seferleri'nin temel nedenlerinden biri olarak da görülür. Bunun nedeni, 1095'te başlayan Birinci Haçlı Seferi'nin, Anadolu'nun kaybedilmesinin ardından Bizans imparatorunun Batı dünyasından askerî yardım istemesine verilen bir cevap olarak ortaya çıkmasıdır. Batı dünyasında Malazgirt'in anlamı daha da farklı yorumlandı. Savaş, Bizans İmparatorluğu'nun artık Doğu Hristiyanlığının veya Orta Doğu'daki Kutsal Topraklar'a giden Hristiyan hacıların güvenliğini sağlayabilecek durumda olmadığına dair bir işaret olarak görüldü.
Bu savaş, Anadolu'nun Türklerin tam olarak eline geçmesi için, savaşçı olan Türklerin eski cihat akınlarını tekrar başlatacağını gösteriyordu. Abbasiler döneminde biten bu akınlar, Avrupa'yı İslam tehdidinden kurtarmıştı. Ancak Anadolu'yu ele geçiren ve Hristiyan Avrupa ile Müslüman Orta Doğu arasında tampon bölge oluşturan Bizans Devleti'nin çok büyük bir güç ve toprak kaybına neden olan Türkler, aradaki bu bölgeyi ele geçirerek Avrupa'ya başlayacak yeni akınların habercisi oluyordu. Ayrıca İslam dünyasında büyük bir birlik sağlamış olan Türkler, bu birlikteliği Hristiyan Avrupa'ya karşı kullanacaktı. Bütün İslam dünyasının Türklerin önderliğinde Avrupa'ya akın başlatmalarını önceden gören papa, önlem olarak Haçlı Seferleri'ni başlatacak ve bu da kısmi olarak işe yarayacaktı. Ancak yine de Türklerin Avrupa'ya yaptığı akınları durduramayacaktı.
Savaşın Bizans açısından yol açtığı en ciddi maddi kayıplardan birisi de Diyojen'in yanında götürdüğü son derece gösterişli ve büyük ikmal konvoyunun kaybedilmesiydi.
Notlar
- ^ Savaş öncesi Bizans birliklerinde yer alan Peçenek ve Uzlar savaş başladıktan sonra Selçuklu tarafına geçmiştir.
Kaynakça
- Özel
- ^ "Peçenekler - TDV İslâm Ansiklopedisi - Faruk Sümer". 17 Şubat 2026 tarihinde kaynağından arşivlendi. Kıpçaklar’ın baskıları ile Tuna boylarına gelen ve bu sırada (1064-1065) Tuna’yı geçerek Balkanlar’da geniş ölçüde bir yağma akınına girişen Uzlar’ı (Oğuzlar) dağıtan Peçenekler’in bir bölümü, geride kalan ve Makedonya ile Balkanlar’ın diğer bazı yörelerine yerleştirilen Uzlar ile İmparator Romanos Diogenes’in Malazgirt’e getirdiği orduda bulundu. Ancak bunlar savaş başlamadan önce Alparslan’ın ordusuna katıldı.
- ^ O.Mustafin. "Battle of Manzikert". World History Encyclopedia (İngilizce). 21 Ekim 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Nisan 2025.
- ^ Carole Hillenbrand, Turkish Myth and Muslim Symbol The Battle of Manzikert, University of Edinburgh - 2013
- ^ a b Sevim, Ali (2003). "Malazgirt Muharebesi" (PDF). Ankara: TDV İslâm Ansiklopedisi. ss. 27. cilt 481-483. 30 Ağustos 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Ağustos 2020.
- ^ C. Cahen; (çev Zeynep Kerman). "İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı". DergiPark. 30 Ağustos 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Ağustos 2020.
- ^ a b Norwich, John Julius (1991). Byzantium: The Apogee. London: Viking. ISBN 0670802522, sayfa 238
- ^ a b Haldon, John (2001). The Byzantine Wars: Battles and Campaigns of the e Era. Stroud: Tempus. ISBN 0752417959, sayfa 173
- ^ Paul Markham: The Battle of Manzikert: Military Disaster or Political Failure? 6 Mayıs 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
- ^ Haldon 2001, s. 180.
- ^ Barber, Malcolm (2012). The crusader states. New Haven: Yale University Press. ISBN 978-0-300-11312-9.
- ^ Lambton, Ann Katherine Swynford; Lewis, Bernard; Holt, Peter Malcolm (1977). The Cambridge History of Islam: Vol. 1B The central Islamic lands since 1918 (İngilizce). University Press.
- ^ a b c d e Norwich, John Julius (1997). A Short History of Byzantium (İngilizce). Knopf Doubleday Publishing Group. ISBN 978-0-679-77269-9. 1 Mart 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Mart 2024.
- ^ Thomas S. Asbridge The Crusades (2010) syf. 27
- ^ (1 Ocak 2019). Büyük Selçuklular ve Nizamül-Mülk, Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yüksek Lisans Tezi), Isparta 2019, s. 93, Şekil 4: "Reşîdüddîn’in Câmiu't-Tevârîh adlı eserinden minyatür, TSMK, Hazine, nr. 1654, vr. 202."
- ^ a b Konstam, Angus (21 Aralık 2004). Historical Atlas of the Crusades. Mercury Books. ISBN 978-1-904668-00-8.
- ^ Norwich, John Julius; Norwich, John Julius (1997). A short history of Byzantium. 1st American ed. New York: Knopf. ISBN 978-0-679-45088-7.
- ^ "Encyclopædia Britannica, Ninth Edition/Anni - Wikisource, the free online library". en.wikisource.org (İngilizce). Erişim tarihi: 2 Ekim 2026. Arşivlenmesi gereken bağlantıya sahip kaynak şablonu içeren maddeler (link)
- ^ a b Grant, R. G. (4 Şubat 2007). Battle - A Visual Journey Through 5000 Years of Combat. Dorling Kindersley Publishers Ltd. ISBN 978-1-74033-593-5.
- ^ Akyıldız, Selçuk. "Anadolu'yu Fetheden Selçuklu Komutan ve Emirleri".
- ^ Yakupoğlu, Cevdet (1 Ocak 2022). "Malazgirt Savaşı Öncesi Anadolu'ya Yapılan Türk Akınları". 950. Yılında Malazgirt Zaferi.
- ^ a b c DRM_peter. "The Battle of Manzikert: Military Disaster or Political Failure? » De Re Militari" (İngilizce). Erişim tarihi: 2 Ekim 2026. Arşivlenmesi gereken bağlantıya sahip kaynak şablonu içeren maddeler (link)
- ^ D'Amato, Raffaele; Rava, Giuseppe (2012). Byzantine imperial guardsmen, 925-1025: the Tághmata and Imperial Guard. Elite. Oxford, UK ; Long Island City, NY: Osprey. ISBN 978-1-84908-850-3.
- ^ a b c Nicolle, David; Hook, Christa (2013). Manzikert 1071: the breaking of Byzantium. Campaign. Botley, Oxford: Osprey Publishing. ISBN 978-1-78096-503-1.
- ^ Heath, Ian; McBride, Angus (1979). Byzantine armies 886-1118. Men-at-arms series. Londra: Osprey Publishing LTD. ISBN 978-0-85045-306-5.
- ^ a b Haldon, John F. (2001). The Byzantine wars: battles and campaigns of the Byzantine era. Stroud: Tempus. ISBN 978-0-7524-1795-0.
- ^ "figure of 1 million according to Matthew of Edessa". 21 Haziran 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Ağustos 2009.
- ^ a b Norwich, John Julius (1999), Byzantium, the Apogee, Londra: Penguin, say.346-348
- ^ "HINIS'IN TARİHÇESİ/". 21 Ağustos 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi.
- ^ a b Sevim, Ali (2023). Malazgirt Meydan Savaşı. Türk Tarih Kurumu. s. 54. ISBN 978-975-17-4229-2.
- ^ a b Hillenbrand, Carole (2022). Turkish Myth and Muslim Symbol: The Battle of Manzikert. Edinburgh: Edinburgh University Press. doi:10.1515/9780748631155. ISBN 978-0-7486-2572-7.
- ^ Sıbt İbnü'l - Cevzi, Mir'âtü'z-Zaman Fi Tarihi'l - Ayan'da Selçuklular, Türk Tarih Kurumu
- ^ İbnü'd-Devaddari, Kenzü'd-dürer ve Câmiü'l-gurer (VI. 390 - 396). Çeviren: F. Sümer ve A. Sevim, İslam kaynaklarına göre Malazgirt Savaşı, TTK, 1988, s. 55 - 59İbnü'd-Devaddari, Kenzü'd-dürer ve Câmiü'l-gurer (VI. 390 - 396). Çeviren: F. Sümer ve A. Sevim, İslam kaynaklarına göre Malazgirt Savaşı, TTK, 1988, s. 55 - 59
- ^ Ahmed bin Mahmûd, Selçuk-nâme 1. cilt, Erdoğan Merçil, Tercüman, 1977, s. 94
- ^ The Byzantine World War, Nick Holmes, s,86
- ^ Theotokis, Georgios (2024). The Campaign and Battle of Manzikert, 1071. Arc Humanities Press. doi:10.1017/9781802701722. ISBN 978-1-64189-435-7.
- ^ "The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and The Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteenth Century : Speros Vryonis , Jr. adlı kitapta Deylemî ve Türklerin durumu". s. 98. Arşivlenmesi gereken bağlantıya sahip kaynak şablonu içeren maddeler (link)
- ^ Tucker, Spencer, (Ed.) (2019). Middle East conflicts from Ancient Egypt to the 21st century: an encyclopedia and document collection. Santa Barbra, CA: ABC-CLIO. ISBN 978-1-4408-5353-1.
- ^ Jorge, Nicolae (1908-1913). Osmanlı İmparatorluğu Tarihi ISBN 9756480181, sayfa 84
- ^ Piyadeoǧlu, Cihan; Alican, Mustafa (2018). Malazgirt zaferi: bin yıllık miras. 1. baskı. Gümüşsuyu, İstanbul: Kronik Kitap. ISBN 978-975-2430-68-6.
- ^ Aynı genç komutan, Andronikos Dukas, Malazgirt Savaşında yenilip esir düşmüş ve esirlikten fidye verip kurtulmuş olan Romen Diyojen'i yakalama görevini alıp onu Tokat'tan Kilikya'ya kovalayan ve orada yakalayıp gözlerine mil çektiren ve sonra da rezil rüsva katır sırtında tüm Anadolu'yu geçirip Kınalıada'ya (Proti adası) sürgüne getiren kişi olacaktır. Norwich (1999) say. 356
- ^ Hijazi, Abu Tariq (19 Haziran 2015). "Alp Arslan, the lion of Manzikert". www.arabnews.com (İngilizce). Erişim tarihi: 2 Ekim 2026. Arşivlenmesi gereken bağlantıya sahip kaynak şablonu içeren maddeler (link)
- ^ a b c Uyanık, Ömer Faruk (2018). "Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes'in siyasî ve askerî faaliyetleri (1068-1071)" (PDF).
- ^ Ebü’l-Ferec, İbnü’l-İbrî (Bar Hebraeus), Abû’l-Farac Tarihi, çev. Ömer Rıza Doğrul, I, TTK Yayınları, Ankara 1945
- ^ a b Norwich, John Julius (1997). A Short History of Byzantium. New York: Vintage Books. say. 241
- ^ A History of the Crusades (İngilizce), 28 Mayıs 20252 Ekim 2026
- ^ "Internet History Sourcebooks: Medieval Sourcebook". sourcebooks.fordham.edu. Erişim tarihi: 2 Ekim 2026. Arşivlenmesi gereken bağlantıya sahip kaynak şablonu içeren maddeler (link)
- ^ Haldon, John F. (2002). Byzantium at war: AD 600-1453. Essential histories. Oxford: Osprey. ISBN 978-1-84176-360-6.
- ^ Paul K. Davis, 100 Decisive Battles from Ancient Times to the Present: The World's Major Battles and How They Shaped History (Oxford: Oxford University Press, 1999), s. 118.
- Genel
- Carole Hillenbrand, Turkish Myth and Muslim Symbol: The Battle of Manzikert
- Haldon, John (2001). The Byzantine Wars. Tempus ISBN 0-7524-1777-0.
- Treadgold, Warren (1997) A History of the Byzantine State and Society. Stanford University Press, ISBN 0-8047-2630-2.
- Runciman, Steven, A History of the Crusades - Volume 1: The First Crusade and the Foundation of the Kingdom of Jerusalem. Cambridge University Press ISBN 978-0-521-34770-9.
- Hikmet Temel Akarsu - Özgürlerin Kaderi Nefti Yayıncılık, 2008
- Dirimtekin, F. (1936), Malazgirt meydan muharebesi İstanbul.
- Perk, K. (1947), Alparslan ve Malazgirt meydan muharebesi, İstanbul.
- Eyice, S. (1971) Malazgirt savaşını kaybeden 4.Romanos Diogenes 1068-1071, Ankara.
- Cahen, C. (çeviren Z.Kerman) (1972), "İslam kaynaklarına göre Malazgirt savaşı", Türkiyat Mecmuası C... Say....,İstanbul.
