
Neoklasik mimari 18. yüzyıl ortalarından itibaren İtalya ve Fransa'daki Neoklasik hareket ile birlikte oluşmuş mimarî akım. Avrupa'da önceki iki yüzyılın en yaygın akımları olan Rönesans ve Barok halihazırda antik Roma ve Yunan mimarisine yönelik bazı öğelerin tekrar canlandırılmasına önayak olmuşsa da Neoklasik mimari bu dönemlerin fazla mimari unsurlarını eleyip modern amaçlara hizmet eden ancak daha saf ve otantik bir klasik tür yaratmış ve batı dünyasında en yaygın akımlardan birine dönüşmüştür.
Arkeolojinin gelişimi ve günümüze ulaşan klasik üsluptaki binaların yayınlanmış kayıtları Neoklasik mimarinin ortaya çıkmasında büyük bir öneme sahiptir. Birçok ülkede ilk olarak Roma mimarisi canlandırmacılığıyla başlayan akım 19. yüzyıl başlarından itibaren Yunan canlandırmacılığıyla devam eden ikinci bir dalgayla genişlemiştir.
Neoklasik mimari form olarak ışık gölge oyunu yerine duvarları vurgular, her duvar bölgesine de ayrı bir mimari kimlik vermeyi tercih eder.
Bu akımın en belirgin görsel karakteristikleri arasında devasa sütun dizileri, simetriye verilen katı önem, üçgen alınlıklar ve kubbe kullanımı öne çıkar. Yapılar, Barok'un hareketli ve süslü formlarından arındırılarak daha sade, statik ve vakur bir estetik anlayışına kavuşturulmuştur. Özellikle kamu binalarında, müzelerde ve anıtsal yapılarda tercih edilen bu üslup, otoriteyi ve rasyonaliteyi temsil eden bir dil oluşturmuştur. Dönemin mimarları, geçmişin klasik kurallarını endüstrileşen dünyanın yeni fonksiyonel ihtiyaçlarıyla harmanlayarak, zamansız ve dengeli bir mimari doku inşa etmeyi başarmışlardır.
