
Uluslararası kamu hukuku ya da devletlerarası hukuk, devletler ile diğer uluslararası aktörlerin karşılıklı ilişkilerinde uymakla yükümlü oldukları kabul edilen kurallar, normlar, hukuki gelenekler ve standartlar bütünüdür. Uluslararası ilişkilerdeki aktörler, bireyler, devletler, uluslararası örgütler ve devlet dışı oluşumlar gibi yasal ya da yasadışı davranış seçeneklerine sahip varlıklardır. Kurallar, genellikle yazılı ve bağlayıcı nitelikte resmî beklentileri ifade ederken; normlar, sosyal gelenekler ve uygulamalarla şekillenen, uygun davranışlara ilişkin yazılı olmayan rehberlerdir. Uluslararası kamu hukuku, savaş, diplomasi, ekonomik ilişkiler ve insan hakları gibi geniş alanlarda devletlerin davranışlarını yönlendiren normatif bir çerçeve oluşturur.
Uluslararası hukuk, egemen devletlere doğrudan uygulanacak evrensel bir yürütme ya da yaptırım otoritesinin bulunmaması nedeniyle, esasen rıza temeline dayanan bir sistem olarak iç hukuk düzenlerinden ayrılır. Devletler ve diğer uluslararası aktörler, uluslararası hukuka uymamayı ya da bir antlaşmayı ihlal etmeyi tercih edebilirler; ancak bu tür ihlaller, özellikle emredici nitelikteki normlara (jus cogens) aykırılıklar, uluslararası toplum tarafından kınanabilir ve diplomatik baskı, ekonomik yaptırımlar veya askerî müdahaleler gibi çeşitli zorlayıcı önlemlerle karşılık bulabilir. Uluslararası hukukta merkezi bir otoritenin bulunmaması, normların yorumlanmasında ve uygulanmasında geniş farklılıklar yaratır. Bu durum, devletlerin uluslararası hukuk kurallarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamalarına olanak tanır ve yerel düzeyde önemli siyasal ve hukuksal sonuçlar doğurabilir.
Uluslararası sistemde güç dağılımı, hukukun oluşumu ve uygulanmasını da etkiler. Güçlü devletler, hem siyasi hem ekonomik nüfuzları sayesinde, uluslararası hukukun sınırlarının ve yorumlarının şekillenmesinde daha belirleyici bir konuma sahip olabilirler. Bu durum, zayıf devletlerin uluslararası normlara uymada daha sınırlı bir etki gücüne sahip olmasına yol açar. Ulusal hukuk ile uluslararası hukuk arasındaki ilişki ise hem teorik hem pratik açıdan karmaşık ve çok boyutludur. Bazı antlaşmalar, ulusal yargı yetkisini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) veya Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gibi uluslarüstü yargı organlarına devrederek uluslararası hukuk alanını genişletir. Cenevre Sözleşmeleri gibi metinler ise taraf devletlerin iç hukuklarında uyum sağlama yükümlülüğü getirir. Ayrıca, birçok devletin anayasası veya yasaları, uluslararası yükümlülüklerin iç hukuka doğrudan uygulanmasını veya entegre edilmesini düzenleyerek, iki hukuk düzeni arasındaki geçişi kurumsal biçimde güvence altına alır.
Kaynakları
Uluslararası toplum tarafından uygulanan uluslararası hukuk kaynakları, bu konuda yetkili kabul edilen Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38(1) maddesinde sıralanmaktadır. Bu kategoriler sırasıyla uluslararası antlaşmalar, uluslararası teamül hukuku, genel hukuk ilkeleri ve yargı kararları ile "hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı bir araç" olarak önde gelen hukukçuların öğretileridir. Başlangıçta, kaynakların sıralı olarak düzenlenmesi, kaynaklar arasında örtük bir hiyerarşi olduğunu düşündürürdü; ancak tüzük bir hiyerarşi öngörmemektedir ve diğer akademisyenler bu nedenle kaynakların eşdeğer olması gerektiğini savunmaktadır.
Hukukun genel ilkeleri, tüzükte "medeni uluslarca tanınan hukukun genel ilkeleri" olarak tanımlandı, ancak bu ifadenin kapsamına nelerin girdiği konusunda akademik bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bu ilkelerin hem ulusal hem de uluslararası hukuk sistemlerinden türetildiği kabul edilmekle birlikte, ikinci kategorinin dâhil edilmesi uluslararası teamül hukuku ile olası çakışmalar konusunda tartışmalara yol açtı. Genel ilkelerin antlaşmalar veya teamüllerle ilişkisi genellikle "boşlukları doldurmak" olarak değerlendirildi, ancak aralarında bir hiyerarşi bulunmadığından bu ilişkinin kesin niteliği konusunda hâlen ortak bir sonuca varılamadı.
Antlaşmalar

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin (VCLT) 2. maddesinde antlaşma, “devletler arasında yazılı olarak akdedilen ve uluslararası hukuka tabi olan, tek bir belgede veya iki ya da daha fazla ilgili belgede yer alan ve özel adı ne olursa olsun uluslararası anlaşma” olarak tanımlanmaktadır. Tanım, tarafların devletler olması gerektiğini belirtmekle birlikte, uluslararası kuruluşların da antlaşmalara girme ehliyetine sahip olduğu kabul edilmektedir. Antlaşmalar, devletlerin kendi rızalarıyla yasal yükümlülükler üstlenmelerine olanak tanıyan pacta sunt servanda ilkesi uyarınca bağlayıcıdır. Bir antlaşma uluslararası hukuka tabi olsa da, genellikle ulusal mahkemeler tarafından yorumlanır. Antlaşmaların yorumlanmasına ilişkin temel ilkeleri kodifiye eden Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VCLT), bir antlaşmanın “iyi niyetle, antlaşma hükümlerinin bağlamında ve amacı ile hedefi ışığında verilen olağan anlamına göre yorumlanması gerektiğini” belirtir. Bu yaklaşım, üç yorum teorisi arasında bir uzlaşmayı temsil eder: metnin olağan anlamına odaklanan metinsel yaklaşım, metni hazırlayanların niyetini dikkate alan öznel yaklaşım ve antlaşmayı amacı ile hedefine göre yorumlayan teleolojik yaklaşım.
Bir devlet, bir antlaşmaya bağlı kalmayı kabul ettiğini imza, belgelerin değiş tokuşu, onay, kabul, tasdik veya katılım yoluyla beyan etmelidir. Katılım, bir devletin, örneğin bölgesel bir kuruluş kurulurken, imzalayamadığı bir antlaşmaya taraf olmayı seçmesi anlamına gelir. Bir antlaşmanın onay, kabul veya tasdik yoluyla yürürlüğe gireceği belirtilmişse, taraflar metni kabul ettiklerini göstermek için imza atmak zorundadır. Ancak devletler daha sonra antlaşmayı onaylamasalar bile, yine de belirli yükümlülüklere tabi olabilirler. Bir antlaşmayı imzalarken veya onaylarken, bir devlet tek taraflı bir beyanla belirli hukuki hükümleri geçersiz kılabilir veya değiştirebilir. Bu beyanın üç farklı sonucu olabilir: çekince koyan devlet antlaşmaya bağlıdır, ancak ilgili hükümlerin etkileri engellenir veya değiştirilir; çekince koyan devlet antlaşmaya bağlıdır, ancak ilgili hükümler geçerli değildir; veya çekince koyan devlet antlaşmaya bağlı değildir. Yorumlayıcı beyan, bir devletin bir antlaşma hükmünü açıklamak veya anlamını netleştirmek amacıyla tek taraflı bir açıklama yaptığı ayrı bir süreçtir. Bu tür beyanlar, antlaşmanın yorumlanmasını etkileyebilir; ancak genellikle hukuken bağlayıcı nitelik taşımaz. Bir devlet ayrıca, belirli bir hüküm veya yorumlama koşuluyla bir antlaşmayı kabul edeceğini ifade eden şartlı bir beyan da sunabilir.
VCLT'nin 54. maddesi, taraflardan herhangi birinin, antlaşmanın hükümlerine uygun olarak veya diğer tarafın rızasıyla, herhangi bir zamanda antlaşmayı feshedebileceğini ya da antlaşmadan çekilebileceğini belirtir. Burada "fesih" terimi ikili antlaşmalara, "çekilme" ise çok taraflı antlaşmalara uygulanır. Soykırım Sözleşmesi gibi fesih veya çekilmeye izin veren hükümler içermeyen antlaşmalarda, bu hak yalnızca antlaşmada zımnen öngörülmüşse veya tarafların böyle bir niyet taşıdığı açıksa mümkündür; aksi halde fesih ya da çekilme yasaktır. Ayrıca tarafların yetki aşımı veya ihmalde bulunması, antlaşmanın sahtekârlık, yolsuzluk, zorlama yoluyla elde edilmesi ya da emredici normlarla çelişmesi durumlarında antlaşma geçersiz sayılabilir.
Uluslararası örf ve adetler
Uluslararası Sürekli Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinde uluslararası örf ve adet, uluslararası hukukun kaynakları arasında yer almaktadır. Örf ve adetin oluşmasında uluslararası örgüt kararları önemli bir rol oynamaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda geniş bir konsensusla benimsenen bazı kararlar, uluslararası örf ve adetlerin oluşmasına yol açtı. Antlaşmalar ile arasında hiyerarşik bir düzen olmasa da, pratikte yargıç ilk önce taraflar arasındaki antlaşmaları inceler, hüküm yoksa uluslararası örf ve adeti araştırır. Ayrıca çoğu zaman antlaşmalar, teamül hukukunu değiştirmektedir. Birleşmiş Milletler bünyesindeki Uluslararası Hukuk Komisyonu, uluslararası örf ve adetlerin belirlenmesi konusunda çalışmalar yapmaktadır.
Genel hukuk ilkeleri
Uluslararası Adalet Divanı, asıl kaynaklar arasında "uygar uluslarca kabul edilen genel hukuk ilkeleri"ne yer vermiştir. Örf ve adetlerden farklı olarak uygulamalar incelenmez; ilkenin varlığı yeterlidir ve uluslararası hukuk düzeninin boşluklarını doldurmaya yarar.
Süjeler
Uluslararası hukukun süjesi, uluslararası hukuk düzeninde hak sahibi olabilen ve yükümlülük altına girebilen varlıktır. Bu niteliğe uluslararası hukuk kişiliği ya da uluslararası hukuk ehliyeti denir. İki terim aynı özelliği anlatır ve çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır.
Bir hukuk düzeninin bütün süjelerinin aynı hak ve yükümlülük demetine sahip olması gerekmez. Kişiliğin kapsamı, süjenin içinde bulunduğu topluluğun ihtiyaçlarına göre değişir. Bu nedenle öğretide tam ve kısmi kişilik ayrımı yapılır. Devletler tam kişiliğe sahiptir, bireylerin ve çokuluslu şirketlerin kişiliği ise yalnızca belirli bağlamlarda tanınan kısmi bir kişiliktir.
Bir başka ayrım nesnel ve göreli kişilik arasındadır. Devletlerin kişiliği nesneldir, üçüncü devletlerin tanımasına bağlı değildir. Buna karşın uluslararası örgütlerin kişiliği göreli sayılır, çünkü pacta tertiis nec nocent nec prosunt ilkesi uyarınca bir antlaşma taraf olmayan bir devleti kendiliğinden bağlamaz.
Süje türleri
- Devletler
- Uluslararası örgütler
- Atipik süjeler (Papalık Makamı, Egemen Malta Nişanı, Uluslararası Kızılhaç Komitesi)
- Kendi kendini yönetmeyen halklar, ayaklananlar ve ulusal kurtuluş hareketleri
- Manda ve vesayet altındaki topraklar ile uluslararasılaştırılmış topraklar
- Bireyler (kısmi)
- Çokuluslu şirketler (bağlama ve ilgili örgütün yetki alanına göre)
Yerli halkların ve sivil toplum kuruluşlarının durumu tartışmalıdır. Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 71. maddesi sivil toplum kuruluşlarına Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi nezdinde danışmanlık statüsü tanır, 1996 tarihli ECOSOC 1996/31 sayılı kararı ise bu kuruluşları faaliyet alanlarına göre üç kategoriye ayırarak örgüt çalışmalarına katılım hakkı verir. Bu tanıma tek başına uluslararası hukuk kişiliği doğurmaz, ne var ki bazı yazarlar belirli durumlarda kısmi kişiliğin artık büsbütün dışlanamayacağı sonucuna varmıştır.
Devlet olma
Devletler uluslararası hukukun birincil süjesidir, buna karşın uzun süre devlet olmanın genel kabul görmüş bir hukuki tanımı yapılamamıştır. Ölçütlerin biçimsel tutulmasının nedeni devletlerin biçimsel eşitliğidir. Devletler büyüklük, güç ve zenginlik bakımından derin biçimde farklılaşsa da uluslararası hukuk bu maddi farkları dikkate almaz.
Montevideo ölçütleri
En yaygın atıf yapılan biçimsel ölçütler 1933 tarihli Montevideo Sözleşmesi'nin 1. maddesinde sayılır:
- sürekli nüfus
- belirli ülke
- etkin hükûmet
- başka devletlerle ilişki kurma ehliyeti
Bu ölçütler uygulamada eşit ağırlıkta değildir. Ülke bakımından asgari bir büyüklük şartı yoktur ve yeni devletin sınırlarının tartışmalı olması tek başına devlet olma niteliğini ortadan kaldırmaz. Aranan tek şey, etkin biçimde yönetilen tutarlı bir ülkenin bulunmasıdır. Bu yönüyle ülke, bağımsız bir ölçütten çok hükûmet ve bağımsızlık ölçütlerinin bir unsuru gibi işler.
Hükûmet ölçütü kavramın çekirdeğidir. Uluslararası hukuk ülkeyi özel hukuktaki mülkiyet benzetmesiyle değil, belirli bir toprak ve nüfus üzerinde fiilen kullanılan ya da kullanılabilecek olan kamu gücünün kapsamıyla tanımlar. Ülkesel egemenlik bir mülkiyet değil, iç ve dış işlere uzanan bir yönetme yetkisidir. Öteki ölçütler bu ölçüte dayandığı için hükûmet merkezî ölçüt sayılır.
İlişki kurma ehliyeti ise büyük ölçüde bağımsız bir ölçüt değildir. Bu ehliyet kısmen ülkenin iç yönetim gücüne, kısmen de ilgili varlığın uluslararası ilişkiler bakımından ayrı bir birim olmasına dayanır. Bu yönüyle hükûmet ve bağımsızlık ölçütlerinin birleşiminden ibarettir.
Biçimsel ve fiilî bağımsızlık
Biçimsel bağımsızlık, bir ülkedeki yönetme yetkilerinin başka hükûmetlerden ayrı bir makamda toplanmasıdır. Bir devletin ortak organlar kurması, zorlayıcı yetkiye sahip uluslararası örgütlere katılması ya da bazı yetkilerini başka bir uluslararası kişiye devretmesi biçimsel bağımsızlığa aykırı değildir. Belirleyici olan, bu yetkinin devlete karşı değil devlet adına kullanılmasıdır. Nitekim Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler üyelerinin biçimsel bağımsızlığı tartışmalı değildir.
Fiilî bağımsızlık ise devlet adayının makamlarının elindeki asgari gerçek yönetme gücüdür. Biçimsel bağımsızlığın hiçbir fiilî bağımsızlığı örtmediği durumlarda ilgili varlık devlet sayılmaz. Biçimsel bağımsızlık eksikliğinin önemli ama tam olmayan bir fiilî bağımsızlıkla bir arada bulunduğu ara durumlarda tanınmanın yaygınlığı ve sürekliliği ile varlığın ömrü belirleyici olur.
Alt dalları
- Deniz hukuku
- Devletin sorumluluğu hukuku
- Diplomasi hukuku
- Güç kullanımına dair hukuk
- Hava hukuku
- Konsolosluk hukuku
- Uluslararası ceza hukuku
- Uluslararası çevre hukuku
- Uluslararası insan hakları hukuku
- Uluslararası insancıl hukuk
- Uluslararası ticaret hukuku
- Uzay hukuku
- ^ Henderson, Conway W. (2010). Understanding International Law. Wiley. ss. 5. ISBN 978-1-4051-9764-9.
- ^ Erakat, Noura (2019). Justice for some: law and the question of Palestine. Stanford (Calif.): Stanford University Press. ss. 7-10. ISBN 978-0-8047-9825-9.
- ^ a b c Brownlie & Crawford 2012.
- ^ Sur, Melda (2025). Uluslararası Hukukun Esasları (18. bas.). Beta Yayınları. s. 19.
- ^ Prost 2017.
- ^ Shelton 2006.
- ^ a b c Shao 2021.
- ^ a b Bassiouni 1990.
- ^ a b c d e f Gardiner 2008.
- ^ Klabbers 1996.
- ^ a b Dothan 2019.
- ^ Jacobs 1969.
- ^ Evans 2014.
- ^ a b c d Aust 2007.
- ^ a b c Walter, Christian (2007). "Subjects of International Law". Max Planck Encyclopedia of Public International Law. Oxford: Oxford University Press.
- ^ "Reparation for Injuries Suffered in the Service of the United Nations, Advisory Opinion of 11 April 1949". Uluslararası Adalet Divanı. 19 Eylül 2026 tarihinde kaynağından arşivlendi.
- ^ "Convention on Rights and Duties of States (inter-American); December 26, 1933". Amerikan Devletleri Örgütü. 31 Ağustos 2026 tarihinde kaynağından arşivlendi.
- ^ a b c d e Grant, Thomas D.; Crawford, James (2011). "State". Max Planck Encyclopedia of Public International Law. Oxford: Oxford University Press.
