Bölgenin uydu fotoğrafı (2003). Ülke sınırları siyah renk ile gösterilmiştir.

Filistin bölgesi veya Filistin toprakları, Doğu Akdeniz'de ve Orta Doğu'da, İsrail topraklarının tamamı ile Gazze Şeridi ve Batı Şeria gibi Filistin Devleti topraklarını kapsayan coğrafi bölgedir. Bölgenin sınırları oldukça tartışmalıdır ve bazı kaynaklar Ürdün'ü de dahil ederler. Filistin (bazı kaynaklarda bir kısmı), Kutsal Topraklar olarak bilinir ve Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsaldır. 20. yüzyıldan beri bölgede Arap ve Yahudi millî unsurlarının mücadelesi devam etmekte, zaman zaman uzun süreli şiddete ve hatta savaşa dönüşmektedir.

1949 Yeşil Hat sınırları

Köken bilimi

Ürdün Nehri

Filistin kelimesinin kökeni Yunanca Philistia sözcüğüdür ve Filistinlerin yurdu anlamına gelir. Antik Filistinliler (İng: Philistine) MÖ 12. yüzyılda güney sahilinde, Tel Aviv-Yafa ve Gazze arasındaki küçük bir bölgeyi ele geçirmişler ve ilk kez Antik Yunan yazarlar bu bölge için Philistia ismini kullanmışlardır. Filistin adı, 2. yüzyılda Romalılar tarafından Suriye Eyaleti'nin güneyini tarif etmek amacıyla Suriye Filistini şeklinde kullanılmış ve yeniden canlandırılmıştır. Buradan Arapçaya girmiş, en az İslam tarihinin başından beri kullanılagelmiştir.

Roma İmparatorluğu'ndan sonra Filistin adının resmi olarak kullanımı, Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp bölge İngiliz mandası oluncaya kadar ortadan kalktı. İngiliz mandası olan Filistin, hemen hemen tüm modern İsrail'i, Batı Şeria'yı ve günümüz Ürdün'ü olan Şeria Nehri'nin doğusunu kaplıyordu. Birleşik Krallık daha sonra Şeria Nehri doğusundaki toprakları ayrı bir idari yönetim altına aldı.

Bu yazıda Antik Filistinlilerin bölgeye yerleştiği MÖ 12. yüzyıldan önceki halklar da tanımlama kolaylığı açısından zaman zaman Filistin halkı olarak adlandırılmıştır. Bu durum bir etnik köken belirtmemektedir.

Tarihçe

Taş ve Bakır Çağı

Natufi kültürünün yayılışı

Arkeolojik bulgular, Yontma Taş Devri'nde Filistin bölgesinde yaşayan insanların aynı dönemde Avrupa'da yaşayan Neandertal'lar ile aynı gruptan olduğunu ve kültürlerinin de benzer olduğunu göstermektedir.

Orta Taş Devri'nde bölgede Natufi kültürü hakim oldu. Natufiler mağaralarda yaşıyor, muhtemelen ziraatle uğraşıyorlardı. Cilalı Taş Devri'nde hayvanları evcilleştirmeye, tahıl yetiştirmeye, kilden kap-kaçak yapmaya ve kasabalar kurmaya başladılar. Örneğin Jericho yöresinde MÖ 7000 yıllarına ait, bu durumu ispatlayan kalıntılar vardır.

Bölgede Taş Devri'nden Bakır Çağı'na geçiş MÖ 5. ila 4. binyıllarda gerçekleşti. Muhtemelen MÖ 4. binyılda Gassuliler bölgeye göç ettiler. Gassulilerin kökeni belirsizdir. Gassuli ismi günümüzde, Ürdün Vadisi'ndeki Tulaylāt al-Ghassūl kazı alanına atfen verilmiştir.

Gassulilere ait kalıntılar çoğunlukla güney Filistin'de bulunmaktadır. Muhtemelen MÖ 4. binyılın sonuna doğru kuzeyden güneye yeni halklar göç etti. MÖ 3. binyılda, Bronz Çağı'nın başlarında Filistin'de çok çeşitli halklar yaşıyordu ve bunlar zamanla kaynaşarak yerleşik bir şehir toplumunu oluşturdular.

Filistin halkı, bölgede İbrani krallıkları kurulana kadar Antik Mısır tarih sistemini kullandı.

Bronz Çağı

İlk Bronz Çağı

Antik Mezopotamya

Filistin'de bilinen tarihi kasabaların çoğu Bronz Çağı'nda kuruldu. Bu kasabaların gelişimi, Antik Mısır'daki Eski Krallık dönemine denk gelir ve 1. hanedan döneminden kalma MÖ 2925 yılına ait kalıntılar bu çaprazlama tarih tespitinde kullanılmıştır. Filistin'deki Bronz Çağı'na ait kalıntılar ise Megiddo, Jericho, Tall al-Farah, Tel Bet She'an, Khirbat al-Karak ve Ai (Khribat 'Ayy)'da çıkarılmıştır. Bu sitelerin hepsi orta ya da kuzey Filistin'dedir ve Bronz Çağı'nın başlarına aittir. Güneyde Tel Lakhish, Kiriath-sepher ve Tel Hasi'de bulunan kalıntılar ise Üçüncü Bronz Çağı'na aittir. Bu dönemdeki Sami Filistin halkına günümüzde tanımlama kolaylığı açısından zaman zaman Kenanlılar denmekle birlikte "Kenan" terimi MÖ 2000 yıllarına kadar kullanılmamıştır.

MÖ 3. binyılda Filistin'de surlarla çevrilmiş kasabalar ortaya çıktı. Bu kasabaların Mısır ve Mezopotamya örneklerinde olduğu gibi tek bir bayrak altında toplandığına dair kanıt yoktur. Filistin'deki kasabalar muhtemelen bağımsız şehir devletleri olarak kaldılar ancak gevşek şekilde Antik Mısır'ın siyasi kontrolü altındaydılar.

MÖ 23. yüzyıl civarında Filistin'de şehir hayatı azaldı ve pastoral bir döneme girildi. Bunda muhtemelen Şeria Nehri'nin doğusundan gelen göçebelerin büyük etkisi oldu. Göçebelerin büyük bir kısmının Suriye Çölü'nden gelen Amoritler olduğu düşünülmektedir. Bu dönemde Suriye'deki Ebla ve Mezopotamya'daki Akadların Filistin üzerindeki hegemonyasına dair net bir bilgi yoktur. Ancak Filistin'e doğudan gelen göçebeler, Mısır'ın Asyalılar tarafından işgali ve MÖ 20. yüzyılda Eski Krallık döneminin tamamen sona erişi arasında bir ilişki olduğu düşünülmektedir.

Bu dönemde Filistin halkı hem benzer hem farklı yönleri olan müttefik kabilelerden oluşuyordu. Bu kabilelerin çoğu yarı-göçebe ve pastoral bir yapıya sahipti. Kabileler arasında şehir hayatına en az katkı sağlayanlar kuzeylilerdi. Bu konudaki arkeolojik bulgular Kitabı Mukadddes ile uyum içerisindedir. Zira Joshua'nın Kitabı'nda tepelerde yaşayan Amoritlerin aksine Kenanlıların düzlüklerde ve tarıma elverişli sahillerde yaşadıkları anlatılır.

Orta Bronz Çağı

İsrailoğullarının Filistin'e girişi Orta Bronz Çağı'nda gerçekleşti. Orta Bronz Çağı (yaklaşık MÖ 2000 ila MÖ 1550) Eski Ahit ve Tanah'taki öykülerin arka planını oluşturur.

Bu çağda yeni kap-kacak türleri, yeni silahlar üretildi, ölü gömme adetlerinde değişiklikler meydana geldi. Filistin'de bir kez daha tarıma dayalı şehir hayatı ön plana çıktı. MÖ 20. yüzyıldan itibaren Filistin'de kurulmaya başlanan, Suriye ve Mezopotamya benzeri hanedanlıkların, yerleşik hayata alışan yerel halkların mı yoksa yeni göçmen akımlarının mı eseri olduğu net olarak bilinmemektedir.

Bu yeni medeniyet, Fenike-Kenan sahil şeridindeki kasabalarla çok sıkı ilişkiler içindeydi. Antik Mısır dokümanları 12. Hanedan dönemindeki (MÖ 1938 - MÖ 1756) Filistin'e dair önemli bilgiler içerir. Bu belgelerde Mısır'ın Filistin'e gösterdiği alaka ve bölgedeki etkisi görülmektedir. Bu dönemdeki Filistin kültürü ile MÖ 14 ve 13. yüzyıllarda bölgeye göçen İsrailoğullarının karşılaştığı kültür aynıdır.

MÖ 19. yüzyıldan itibaren Filistin'de şehir hayatı oldukça gelişti. Bazı kasabalar üzerinde yürünebilen taştan korkuluklu surlarla çevrildiler. Bu durum bölgede yabancı unsurların, muhtemelen Asyatik Hyksosların etkisinin görülmeye başladığının kanıtıdır. Hyksoslar muhtemelen Amoritler ile aynı soydandılar ve MÖ 1630 civarında kuzey Mısır'da hüküm sürdüler. Hyksoslar, Habiru (Mısırca: Apiru) denen Sami halktan unsurlar taşıyorlardı. Habiru sözcüğü "yabancı" anlamına geliyordu ve bu gruba göçebeler, kaçaklar, haydutlar ve alt tabakadan işçiler dahildi. Oldukça tartışmalı olmakla birlikte Habiru sözcüğü, İbrani (İngilizce: Hebrew) sözcüğü ile etimolojik olarak akrabadır.

Hyksoslar, MÖ yaklaşık 1550 yıllarında Mısırlılar tarafından Filistin'e sürüldüler. Megiddo, Jericho ve Kiriath-sepher şehirlerindeki yıkımdan kaçan Habirular da, Filistin'de askeri bir aristokrasi oluşturdular ve kasabaların savunmalarını güçlendirmenin yanı sıra yerel dokuyu bozmadan Filistin'e zenginlik ve Mısır kültüründen unsurlar getirdiler.

Son Bronz Çağı

Yeni Krallığın tek yerli firavunu olan I. Ahmose'nin MÖ 1514'teki ölümünden sonra Mısırlılar Filistin'i işgal etmeye başladılar. Kraliçe Hatshepsut döneminde (MÖ 1479-58) Filistinliler, Mısır hakimiyetine karşı başkaldırmaya başladılar. Bu isyan dalgası bir sonraki firavun III. Thutmose tarafından güç kullanarak bastırıldı. Thutmose istikrarlı bir yönetim kurdu ve bu durum ondan sonrakiler tarafından da uzun süre devam ettirildi. Amarna olarak bilinen bu döneme ait arkeolojik bulgular oldukça detaylıdır. Örneğin Retenu bölgesi (Suriye-Filistin), üç idari bölgeye bölünmüştü ve Mısırlı valiler tarafından yönetiliyordu. Bunlardan üçüncüsü (Kenan), Mısır sınırından Biblos'a kadar olan Filistin'i kapsıyordu. Mısır Firavunlarının Filistin'e özel bir ilgi göstermesinin nedeni MÖ 1375 kadar Mitanniler, daha sonra da Hititler tarafından rahatsız edilen Fenike ve Güney Suriye'nin güvenliğini sağlamaktı.

MÖ 1292'den sonra, 18. hanedanın sonlardaki güçsüz firavunlar gidip yerine 19. hanedanın I. Seti ve II. Ramses (MÖ 1279-13) gibi güçlü kralları geldi. Bu krallar Hititlerin güneye akınlarını körelttiler ve çatırdamakta olan Mısır İmparatorluğu'nu güçlendirdiler.

MÖ 13. yüzyılın sonlarında Filistin'deki Kenanlı vassal prenslikler, yabancı bürokratlara yapılan ödemeler ve yolsuzluklar nedeniyle oldukça zayıflamıştı. Bu dönemde İsrailoğulları, Şeria Nehri'nin doğusundaki dağlık bölgenin büyük kısmını ve Batı Filistin'i ele geçirdiler. Arkeolojik bulgular, Filistin'deki İsrailoğulları yerleşiminin, Kitabı Mukaddes'tekinden çok daha farklı ve karmaşık olduğunu göstermektedir. 19. hanedanın sonlarında Filistin'deki Mısır hakimiyeti son buldu. MÖ 12. yüzyılda Mısır, Filistin tarihini çok az etkiledi.

Filistin'in bundan sonraki tarihi incelenirken sıklıkla Kitabı Mukaddes'e başvurulur. Kitabı Mukaddes'teki bilgilerin doğruluğu oldukça tartışmalı olmakla birlikte arkeolojik bulguların ya da diğer belgelerin yetersiz olduğu durumlarda başlıca kaynaktır.

Demir Çağı

İsrailoğulları ve Antik Filistinliler

İsrailoğulları Filistin'e ilk kez Son Bronz Çağı'nda gelmeye başlamakla beraber MÖ 12. yüzyıla kadar bölgeye tam olarak yerleşmemişlerdir. Yarıgöçebe İbrani kavimlerin Kenan'a yerleşmesi ile bölgede İsrailoğullarının nüfusu büyük miktarda arttı. Gibeoniteler gibi yerleşik Kenanlılar da komşu yerleşik kabileler yerine işgalcilerin yanında yer aldılar. İsrailoğulları kısa zamanda yıkıntıların arasında yeni kentler kurdular.

Olayların akışı tarihin normal seyrini izleseydi, Esdraelon denen sahil boyundaki bölgede yaşayan Kenanlılar, bölük pörçük durumdaki İsrailoğullarını muhtemelen hakimiyetleri altına alabilirlerdi. Ancak III. Ramses döneminde (MÖ 12. yüzyıl başları) yaşanan Denizci Halklar istilası bu durumu engelledi. Bu Denizci Halklar arasında Ege (muhtemelen Girit) kökenli Filistinliler (İng: Philistines) güney sahiline yerleştiler ve yaklaşık bir buçuk asır zarfında Filistin'in çoğunu ele geçirdiler.

Bu dönemde III. Ramses tarafından paralı asker ve kale muhafızı olarak kullanılan ve Mısır'da Peleset olarak bilinen kişilerin de Filistinli olduğu kabul edilir. Aynı esnada Şeria Nehri'nin doğusuna yeni halklar yerleşiyordu: Güneyde Edomitler, Ölü Deniz'in doğusunda Moabitler ve Suriye Çölü kıyısında, Gilead'ın hemen doğusunda Amonitler. İsrailoğulları tarafından kendileri gibi İbrani kabul edilen bu halklar, İsrailoğullarının işgalinden önce bölgeye yerleşmişlerdi. Edomitler, Moabitler ve Amonitler, Eski Ahit döneminin sonuna kadar çok tanrılı inançlarını muhafaza ettiler.

Tek tanrılı inançlarındaki güçlü merkeziyetçi yapı ve çok ciddi etik disiplini, İsrailoğulları'nı tüm komşularından farklı kılıyordu. Yehova ile İsrailoğulları arasındaki Musevi ahit geleneği, çok güçlü Mişkan ritüeli, farklı boyları sonraki dönem Yunan amfiktionları gibi birbirine bağlıyordu. Boylar arasındaki bu dini bağı aşındıran yıkıcı kabilecilik geleneği ise gevşek bir ittifak bağı ile dizginlenebiliyordu ancak yine de sıklıkla iç savaşa dönüşüyordu. İsraioğulları, komşularının aralıksız saldırılarına maruz kalmasa, muhtemelen hiçbir zaman siyasi bir birliktelik oluşturmazdı. Karşıt girişimlere rağmen Şaul, yaklaşık olarak MÖ 1020'de tüm İsrail'in kralı oldu.

Davud ve Süleyman

Şaul, Amonitleri ve Filistinlileri yenilgiye uğrattı ancak Filistinlilerle yaptığı bir savaşta öldü. Şaul'un yerine geçen Davud Filistinlileri ağır bir yenilgiye uğrattı ve Şeria Nehri doğusundaki üç İbrani eyaletini fethetti. Suriye'den gelen Aram halkının akınları Davud'u Aram eyaletlerini kuzeyde Orontes Nehri üzerindeki Hamas sınırına kadar ele geçirmek zorunda bıraktı. Doğu'da Fırat Nehri'ne kadar olan Suriye Çölü'ndeki göçmen halklar üzerinde gevşek bir hakimiyet kurdu. Davud, krallığında Mısır benzeri bir idari yapı kurdu ve nüfus sayımı yaptırdı. Planlarını gerçekleştiremeden öldü ancak yerine geçen Süleyman bunları tamamladı.

Süleyman'ın iktidarı (MÖ 10. yüzyıl ortaları) İsrailoğulları'nın siyasi tarihinin zirvesini oluşturur. Süleyman, Davud tarafından fethedilmiş, ülkenin dışına taşan toprakların kontrolünü kaybetmesine rağmen ekonomik düzenlemeler açısından inanılmaz bir başarı gösterdi. Akdeniz ticaretinin can damarını kontrol eden Fenike'deki Hiram ve Sur şehirleri ile birlikte uzak diyarlara ekonomik seferler düzenledi. Muhtemelen bir doğu Afrika ya da Hindistan şehri olan Ophir'den altın, tavuskuşu, sandal ağacı gibi değerli malları Filistin'e getirdi.

Güney'de Saba'ya (Yemen) kadar ulaştı ve buradaki Araplarla ticaret yaptı. Bu ticari gelişmeler, gemi teknolojisindeki yenilikler ve Arap devesinin evcilleştirilerek kervanlarda kullanılması ile mümkün oldu. Süleyman Akaba Körfezi yakınında büyük bir kale ya da depo inşa ettirdi. Bu dönemde zarif ve detaylı bir mimari örneği sergilenmiştir. Süleyman gösterişli bir kraliyet sarayı ve Kudüs Tapınağı'nı inşa ettirdi. Birçok kasabayı surlarla çevirdi. En çok bilinenleri Megiddo, Hazor ve Gezer'dir.

Süleyman dönemindeki mimari harcamalar ekonomiyi oldukça zorluyordu. Ticaret gelirleri ve vasal eyaletlerin haraçları masrafları karşılamıyordu. İsrailoğulları hem zorunlu işçi ordularında kullanılıyor hem de çeşitli vergilerin altında eziliyorlardı. Bu şartlar göz önüne alındığında, Büyük Kral'ın ölümünden sonra kuzeydeki İsrailoğulları'nın isyan etmesi ve Birleşik İsrail Krallığının parçalanması hiç de şaşırtıcı değildir.

İsrail Krallığı'nın kalıntıları iki yüzyıl daha ayakta kaldı. Bu arada yine İsrail Krallığı gibi Yehova'ya inanan ve Musevi geleneğinden gelen güneydeki küçük Yehuda Krallığı ile dönem dönem savaşlar gerçekleşti. Yehuda Kralı Asa, büyüyen Şam Krallığı ile ittifaka girdi. Bu durum Yehuda üzerindeki İsrail baskısını azalttı. Şam, İsrail'e saldırdı ve Şeria Nehri doğusu ile Yarmuk Nehri kuzeyindeki toprakları ele geçirdi. Şam ile İsrail arasındaki uzun süren savaşlar, Asurluların MÖ 732'de Şam'ı ele geçirmesine kadar devam etti.

İlyas ve Elyasa

İsrailoğulları hakkında en çok bilgiye sahip olunan dönem MÖ 9. yüzyılda, İlyas ve Elyesa peygamberlerin yaşadığı dönemdir. Bu dönemde İsrailoğulları Amrid hanedanı tarafından yönetiliyordu. Hanedanın kurucusu Kral Amri, Samaria'yı başkent ilan etti. Burada kraliyet binaları inşa etti ve şehri gösterişli surlarla çevirdi. Günümüzde bu döneme ait birçok arkeolojik kalıntıya ulaşılmıştır.

Amri'nin oğlu Ahab, dini hikâyelerde bazen kahraman, bazen kötü adam olarak resmedilir. Ahab çok karmaşık uluslararası ilişkiler kurdu ve bunun bedelini Ramoth-Gilead'da hayatıyla ödedi. Amrid hanedanı, MÖ 841 civarında kanlı bir şekilde sona erdi. Başa geçen Yehu hanedanı, yaklaşık bir asır hüküm sürdü.

MÖ 740 yılında Kuzey Suriye'deki Arpad, Asur kralı III. Tiglat-Pileser tarafından ele geçirildi. MÖ 738'de İsrail ve Yehuda krallıkları Asurlulara tarihlerinde ilk defa haraç vermeye başladılar. MÖ 733'te Asurlular Gilead ve Celile'yi ele geçirdiler ve Manasseh ile Ephrahim kabileleri haricinde tüm bölgeyi Asur hakimiyetine aldılar. MÖ 732'de Şam'ı ele geçirdiler ve Aram Devleti'ne son verdiler. Son olarak MÖ 722'de Samaria'yı ele geçirdiler ve İsrail Krallığı'na son verdiler.

Asur ve Babil hakimiyeti

Asur ordularının salgın bir hastalık nedeniyle kırılması, Davud ve Süleyman geleneğinin son temsilcisi olan Yehuda Krallığı'nın sonunu geciktirdi. MÖ 612 yılında iyice zayıflamış olan Asurluların başkenti Ninova, Medler tarafından ele geçirildi. Yehuda kralı Josiah Mısırlı Necho ile yaptığı bir savaşta öldü.

Bu arada Babillilerin Kasdu (Chaldean) kralları oldukça güçlenmişlerdi. Babilli Nabopolassar ve Medyalı Siyaksares Asur krallığını bölüştüler. Nabopolassar'in oğlu II. Nebukadnezar Suriye ve Filistin'i ele geçirdi.

Mağlup Mısırlılar ise Filistin'le ilgilenmeye devam ettiler. Filistinliler de Babil karşıtı her türlü koalisyona dahil oldular. Bu koalisyonların hiçbiri başarılı olmadı ve çoğu Kasdu orduları tarafından bastırıldı. MÖ 587/586 yıllarında Kudüs yerle bir oldu. Halkını, ateşle oynadıklarını söyleyerek çok önceden uyaran İbrani peygamber Yeremya Mısır'da öldü. Yehuda Krallığı yerle bir oldu ve toprakları neredeyse tamamen terkedildi.

Pers hakimiyeti

MÖ 539'da Pers Kralı II. Kiros, Medya'daki zaferinin ardından Lidya ve Babil'i de alarak o güne kadar görülen en büyük imparatorluğu kurdu. I. Darius döneminde (MÖ 522-486) uygulanan idari reformlarla Fenike, Filistin-Suriye ve Kıbrıs, Pers İmparatorluğunun 5. eyaleti (satraplık) oldular.

II. Kiros'un ilk icraatlarından biri yayınladığı bir fermanla (yak. MÖ 538) Yehuda topraklarının ve yıkılan Kudüs Tapınağı'nın yeniden inşasını emretmek oldu. Babil'de sürgünde olan Yahudiler Kudüs'e geri döndüler ve İkinci Tapınağın inşası başladı.

Roma Filistini

Arap hakimiyeti

İslamiyet'in ortaya çıkışı

Mekke'de yaklaşık 570 yılında doğan Muhammed bin Abdullah, 610 yılında Allah'ın kendisine Kur'an isimli bir kitabı vahiyle göndermekte olduğunu, öncelikle kabilesi olmak üzere tüm insanlığın bu yeni kitaba ve kendisinin peygamberliğine iman etmesinin Allah'ın emri olduğunu duyurarak İslam dinini vazetmeye başladı. İlk başta çok büyük bir direnişle karşılaşsa da 632'deki ölümüne yakın tüm Arap kabilelerini siyasî olarak İslâm devleti altında toplamayı başardı.

İslam'ın en önemli özelliklerinden birisi bu dinin yayılıp yeryüzünde egemen olabilmesi için kutsal savaş -cihad- emrinin inananlar arasında daima diri tutulmasıdır. Bu sebeple İslam'ın Medine devrinde fetihler başlamış, Müslümanlar Arap Yarımadası'nı hâkimiyet altına almışlardır.

Muhammed hayattayken Filistin bölgesi Bizans yönetimi altında bulunuyordu. Onun Arap yarımadasından çıkarak Suriye fethine başlaması Mute Muharebesi'yle olmuştur. 629 yılında İslam ordusuyla Bizans ordusunun bu ilk karşılaşmasında sayıca kendilerinden 30 kat fazla olan Bizans ordusu karşısında İslam ordusu bozulmaya başlayınca komutayı eline alan Halid bin Velid orduyu geri çekmeyi başarmıştır. Bundan bir yıl sonra 630 yılında bu defa Muhammed'in başında olduğu bir ordu Suriye sınırındaki Tebük'e kadar gelmiş, ne var ki Bizans ordusuyla karşılaşılmadan Medine'ye geri dönülmüştür. Muhammed hayattayken İslam orduları Bizans'a ait bir toprağa hakim olamamışlardır.

Halifeler dönemi

Muhammed 632 yılında ölünce yerine halife unvanıyla yakın dostu Ebû Bekir geçerek İslam devletinin emiri oldu. Ebû Bekir, fetih hareketlerine hemen başlayamadı, çünkü Muhammed'in ölümüyle Arap kabileleri bağlılıklarını geri çekerek zekat vermeyeceklerini bildirdiler. Ebû Bekir, Ridde Savaşları denilen savaşlarla tekrar bu kabileleri itaat altına aldı.

Halife 633 yılında Ebu Ubeyde bin Cerrâh komutasındaki orduyu Suriye üzerine gönderdi. Bu ordu günümüzdeki Filistin bölgesinin güneyinde bulunan Gazze şehrini alarak ilk olarak Filistin'e girmiş oldu. Aynı zamanda komutanlığını Halid bin Velid'in yaptığı diğer bir ordu Şam üzerine yürüyor ve burada tarihi Busra şehrini alıyordu. Burada tüm Müslüman güçleri birleşerek Filistin'de toplanmış olan 60.000 kişilik Bizans ordusu üzerine yürüdü. Günümüzde orta Filistin'de Ölüdeniz'in batısında yer alan mevkide yapılan Ecnadeyn Muharebesi'nde İslam ordusu Bizans ordusunu yenerek Bizans karsısındaki ilk zaferini kazandı ve Filistin'in fethi başlamış oldu.

Ecnadeyn Muharebesi'nin kazanılıp Müslümanların Filistin fethine başladığı zamanlarda Ebû Bekir öldü. Yerine yine Muhammed'in yakın dostu Ömer bin Hattab halife oldu. Halife Ömer bu dönemde Irak üzerine ordular gönderirken Filistin'in fethini de tamamlamaya çalıştı. 638 yılında kutsal Kudüs kuşatıldı ve fazla bir direnişle karşılaşılmadan alındı. Kudüs patriği şehri sadece halife Ömer'e teslim edeceğini söyleyince Ömer Kudüs'e geldi. Alçakgönüllü bir şekilde şehre bir katır üstünde girdi ve şehri teslim aldı.

Emeviler

Abbasiler

Fatımiler

Haçlı Seferleri

Bu bölgeye, özellikle Kudüs'ü geri almak için 8 tane Haçlı Seferi yapılmıştır. I. Haçlı Seferi'nde kurulan Kudüs Krallığı Memlük Devleti tarafından 1299 yılında yıkılmıştır.

Osmanlı hakimiyeti

Filistin bölgesi, Haçlı Seferlerinin ardından yaklaşık iki asır boyunca Memlük hakimiyetinde kaldı. Yavuz Sultan Selim döneminde, Mercidabık Savaşı'ndaki Osmanlı galibiyeti sonucu 24 Ağustos 1516'da bir kısmı Osmanlı topraklarına katıldı. Bölgenin tamamı ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı hakimiyetine geçti. Kanuni döneminde İbrahimî dinlerce önemli olan "Harem-i Şerif" kısmının bakımı yapılarak etrafındaki duvarlar yeniden inşa edildi. Osmanlı Devleti, Filistin'i Suriye sınırları içinde Şam'a bağlı Kudüs, Gazze, Nablus ve Safed olmak üzere dört sancağa ayırdı. Daha sonra bu sancaklar Kudüs'e bağlı birer eyalet oldu. Filistin emirlerinden Cezzar Ahmet Paşa döneminde Mısır'ı ele geçiren Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart, Filistin'in Yafa şehrini aldı. Cezzar Ahmet Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu 1798'de Akka Kalesi civarında Napolyon'u geri çekilmek zorunda bıraktı.

Osmanlının gerileme döneminde, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa, Filistin'in tamamını ele geçirdi. Filistin 1840 yılına kadar Mısır'ın yönetimi altında kaldı. Ancak daha sonra tekrar Osmanlı idaresine geçti.

1877 tarihinde Kudüs Osmanlı merkezine bağlı bir Mutasarrıflık oldu. Bir yıl sonra ise Nablus ve Akka Kudüs Mutasarrıflığı'na bağlandı. Böylece Filistin'in kuzeyi Beyrut Valiliği'ne güneyi ise Kudüs Mutasarrıflığı idaresine bırakıldı.

I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu Filistin'deki 402 yıllık hakimiyetini kaybederken çok değer verdiği Kudüs'e zarar gelmemesi için şehri askeri bakımdan boşaltarak tarihe ve kültüre olan saygısını göz önüne alarak şehir dışında savunma yaptı.[kaynak belirtilmeli]

İngiliz mandası

Osmanlı İmparatorluğu savaşı kaybedince bugünkü Birleşmiş Milletler'in temelini oluşturan Milletler Cemiyeti (İng: League of Nations) Filistin'i İngiliz himayesine (manda) verdi.

İsrail'in kuruluşu

Sınırları

Modern öncesi dönem

Filistin'in sınırları tarih boyunca değişiklik göstermiştir. Ürdün Rift Vadisi (Arabe Vadisi, Ölü Deniz ve Şeria Nehri'ni kapsayan), her iki bölgeyi de kontrol eden imparatorlukların hakimiyetinde bile zaman zaman siyasi ve idari bir sınır oluşturmuştur. Başka zamanlarda, örneğin Haşmoni ve Haçlı devletleri dönemlerinde ve İncil döneminde, nehrin her iki tarafındaki bölgeler aynı idari birimin parçasıydı. Arap Halifeliği döneminde güney Lübnan'ın bazı kısımları ve Filistin ile Ürdün'ün kuzey dağlık bölgeleri Cund el-Urdun olarak yönetilirken, Filistin ve Ürdün'ün güney kısımları 9. yüzyılda Cund Filistin idari birimine bağlı olan Cund Dimaşk'ın bir parçasıydı.

MÖ 5. yüzyılda Herodot'un Palaestina olarak adlandırdığı bölgenin sınırları ve halkın etnik yapısı bağlama göre değişmektedir. Herodot bazen bunu Kermil Dağı'nın kuzeyindeki kıyı şeridini ifade etmek için kullanır. Başka bir yerde, Filistin'deki Suriyelileri Fenikelilerden ayırırken, topraklarının Fenike'den Mısır'a kadar tüm kıyı boyunca uzandığını belirtir. MS 1. yüzyılda Pliny, Doğu Akdeniz bölgeleri arasında "eskiden Palaestina olarak adlandırılan" bir Suriye bölgesini tanımlar.

Bizans Dönemi’nden itibaren, Palaestina Prima (Birinci Filistin) ve Palaestina Secunda (İkinci Filistin) olarak adlandırılan Bizans eyaletlerinin sınırları, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki coğrafi bölgeyi ifade etmiştir.

Arap yönetimi döneminde ise Filastin (ya da “Cund Filastin”) adı, Bizans’taki İkinci Filistin’e karşılık gelen ve Yahudiye ile Samarya'yı kapsayan bölge için idari bir terim olarak kullanılmıştır. Birinci Filistin’e karşılık gelen ve Celile bölgesini kapsayan alan ise Urdunn (Ürdün ya da Cund el-Urdunn) olarak yeniden adlandırılmıştır.

Modern dönem

Bölgenin uydu görüntüsü

Ondokuzuncu yüzyıl kaynakları, Filistin'in denizden kervan yoluna, muhtemelen Ürdün Nehri vadisinin doğusundaki Hicaz-Şam yoluna kadar uzandığını belirtir. Diğerleri ise denizden çöle kadar uzandığını söyler. I. Dünya Savaşı'ndan önce Ürdün'ün kuzey bölgesinin çoğu Osmanlı Şam Vilayeti'nin (Suriye) bir parçasıyken güney kısmı Hicaz Vilayeti'nin bir parçasıydı; daha sonra Beyrut Vilayeti (Lübnan) ve Kudüs Sancağı arasında bölünmüştü. Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasıyla Levant'ta İngiliz mandası kuruldu. Dünya Siyonist Teşkilâtı, Filistin'in sınırlarına ilişkin tanımını 1919'da Paris Barış Konferansı'na yaptığı bir açıklamada vermişti.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngilizler, Yahudi halkı için bir vatan kurma sözü verdikten sonra Filistin Mandası'nı yönetti. Bölgenin modern tanımı, söz konusu idari birimin sınırlarını esas alır. Bu sınırlar kuzey ve doğuda 1920–1923 yılları arasında British Mandate for Palestine (Transürdün Muhtırası dâhil) ve Paulet–Newcombe Anlaşması ile belirlenmiştir. Güney sınırı ise 1906 tarihli Türk-Mısır sınır anlaşması esas alınarak çizilmiştir.

Filistin'in modern geçmişi
1916–1922 çeşitli öneriler: Birinci Dünya Savaşı sonrası Filistin yönetimi için üç öneri. Kırmızı çizgi, 1916 Sykes-Picot Anlaşması'nda önerilen "Uluslararası Yönetim"i, kesik mavi çizgi 1919 Paris Barış Konferansı'nda Siyonist Teşkilatı'nın önerisini, ince mavi çizgi ise 1923-1948 Mandası altındaki Filistin'in nihai sınırlarını göstermektedir.
1937 İngiltere önerisi: İlk resmi bölünme önerisi, 1937'de Peel Komisyonu tarafından yayınlandı. "Kudüs ve Beytüllahim'in kutsallığını" korumak amacıyla, Kudüs'ten Yafa'ya kadar uzanan, Lod ve Remle'yi de içeren bir bölge şeklinde sürekli bir İngiliz Mandası önerildi.
1947 BM önerisi: 1948 Arap-İsrail Savaşı öncesinde, Birleşmiş Milletler Filistin Paylaşım Planı'na (BM Genel Kurulu Kararı 181 (II), 1947) göre yapılan öneri. Öneri, Kudüs için bir Ayrılık Bölgesi, bitişik olmayan bölgeler arasında sınır ötesi bir kavşak ve Yafa'nın Arap dış bölgesi olarak belirlenmesini içeriyordu.
1947 Yahudilere ait özel arazi mülkiyeti: 1947 itibarıyla İngiliz Mandası altındaki Filistin'de Yahudilere ait topraklar mavi renkle gösterilmiştir ve toplam arazi alanının %7,4'ünü oluşturmaktadır; bunun yarısından fazlası Yahudi Ulusal Fonu ve Filistin Yahudi Kolonizasyon Birliği'nin elindeydi. Beyaz renk ise kamu arazilerini ve Filistinli mülkiyetindeki arazileri göstermektedir.
1949 ateşkes hatları (Yeşil Hat): 1948 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra Ürdün tarafından ilhak edilen Batı Şeria (açık yeşil) ve Mısır'ın uydu devleti Filistin Koruma Bölgesi (koyu yeşil).
1967 bölge değişiklikleri: Altı Gün Savaşı sırasında İsrail, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri'ni, Sina Yarımadası ile birlikte ele geçirdi (Sina Yarımadası, Yom Kippur Savaşı'ndan sonra barış karşılığında geri verildi). 1980-81 yıllarında İsrail, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ni ilhak etti. İsrail'in ilhakı da Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Doğu Kudüs üzerindeki iddiası da uluslararası alanda tanınmadı.
1995 Oslo II Anlaşması: Oslo Anlaşmaları uyarınca, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin iç kesimlerinde Filistinlilere geçici bir özerk yönetim sağlamak amacıyla Filistin Ulusal Yönetimi kuruldu. İkinci aşamada ise "Filistin yerleşim bölgeleri" öngörüldü.
2005–günümüz: İsrail'in Gazze'den çekilmesi ve Hamas'ın seçim kazanmasıyla iki ana Filistin partisi arasında yaşanan çatışmaların ardından, Batı Şeria ve Gazze'deki Filistin topraklarında iki ayrı yürütme hükümeti yönetimi ele geçirdi.
Etnik çoğunluğa göre yerleşim yerleri (günümüz): Harita, yerleşim yerlerinin (şehirler, köyler ve diğer topluluklar) etnik çoğunluğunu göstermektedir.

Günümüzdeki kullanım

Filistin bölgesi, adını Filistin halkına ve Filistin kültürüne vermiştir; bu halk ve kültür, genellikle tüm tarihî bölgeyle ilişkilendirilir. 1968 Filistin Ulusal Sözleşmesi, Filistin'i "İngiliz Mandası sırasında sahip olduğu sınırlar dahilinde" "Arap Filistin halkının vatanı" olarak tanımlamıştır.

Ancak, 1988 Filistin Bağımsızlık Bildirgesi'nden bu yana, Filistin Devleti terimi yalnızca Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ni ifade etmektedir. Bu tutarsızlık, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından Eylül 2011'de Birleşmiş Milletler'e yaptığı konuşmada müzakere edilmiş bir taviz olarak tanımlanmıştır: "...tarihi Filistin topraklarının yalnızca %22'sinde -yani 1967'de İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarının tamamında- Filistin Devleti'ni kurmayı kabul ettik."

Filistin terimi bazen Filistin topraklarının şu anda Filistin Ulusal Yönetimi'nin idari kontrolü altında bulunan kısımlarını ifade etmek için de kullanılır; bu yönetim, Oslo Anlaşmaları şartları uyarınca Filistin Devleti'nin bazı kısımlarını yöneten yarı-devlet bir oluşumdur.

Ayrıca bakınız

Notlar

  1. ^ 1901 ile 1906 yılları arasında yayımlanan Yahudi Ansiklopedisi'ne göre: "Filistin, 31° ile 33° 20' Kuzey enlemi arasında uzanmaktadır. Güneybatı noktası (Gazze'nin güneybatısındaki Raphia, Tell Rifaḥ'ta) yaklaşık 34° 15' Doğu boylamında, kuzeybatı noktası (Liṭani nehrinin ağzı) ise 35° 15' Doğu boylamındadır; Ürdün Nehri'nin akışı ise doğuya doğru 35° 35'e ulaşmaktadır. Batı Ürdün ülkesi, dolayısıyla, kuzeyden güneye yaklaşık 150 İngiliz mili uzunluğunda ve kuzeyde yaklaşık 23 mil (37 km) ve güneyde 80 mil (129 km) genişliğindedir. İngiliz Filistin Keşif Fonu'nun haritacıları tarafından ölçülen bu bölgenin alanı yaklaşık 6.040 milare (15.644 km²)'dir. Doğu Ürdün bölgesi şu anda Alman Filistin Birliği tarafından haritalandırılmaktadır ve çalışma henüz tamamlanmamış olsa da, Alan yaklaşık 4.000 milare (10.360 km2) olarak tahmin edilebilir. Yukarıda belirtildiği gibi, bu bölgenin tamamı yalnızca İsrailoğulları tarafından işgal edilmemiştir; çünkü güneydeki kıyı boyunca uzanan ova Filistlilere, kuzeydeki ise Fenikelilere aitti. Doğu Ürdün ülkesinde ise İsrailoğullarının toprakları güneyde Arnon'dan (Vadi el-Mujib) daha öteye uzanmamış, İsrailoğulları Başan ovasının en kuzey ve doğu kısımlarına da yerleşmemiştir. Bugün nüfus 650.000'i geçmemektedir. Bu nedenle Filistin ve özellikle İsrail devleti, Vermont eyaletinin büyüklüğüne yakın çok küçük bir alanı kaplamıştır." (Yahudi Ansiklopedisi'nden)
  2. ^ Encyclopædia Britannica'nın on birinci baskısına göre (1911), Filistin şöyle tanımlanır: "Oldukça gevşek bir uygulamaya sahip coğrafi bir isim. Etimolojik kesinlik, adını aldığı Filistilerin bir zamanlar işgal ettiği dar kıyı şeridini münhasıran belirtmesini gerektirir. Bununla birlikte, geleneksel olarak Eski Ahit'te sürgün öncesi İbranilerin mirası olarak iddia edilen bölge için bir isim olarak kullanılır; bu nedenle genel olarak Suriye eyaletinin güney üçte birini ifade ettiği söylenebilir. Ülkenin Akdeniz ile çevrili olduğu batı kısmı hariç, bu bölgenin sınırı haritada kesin bir çizgi olarak belirlenemez. Osmanlı İmparatorluğu'nun yetki alanındaki modern alt bölümler, antik çağdakilerle hiçbir şekilde örtüşmez ve bu nedenle Filistin'i kuzeyde Suriye'nin geri kalanından veya güney ve doğuda Sina ve Arap çöllerinden tam olarak ayıracak bir sınır sağlamaz; eski sınırların kayıtları da ülkenin tam olarak sınırlandırılmasını mümkün kılacak kadar eksiksiz ve kesin değildir. Yukarıda bahsedilen kural bile tam doğru değildir: İbraniler tarafından hak iddia edilen ancak asla yerleşilmeyen Filist topraklarını içerir ve Sayılar 34'te İbranilerin mülkiyeti olarak iddia edilen geniş alanın (Mısır Nehri'nden Hamat'a kadar) dış kısımlarını dışarıda bırakır. Bununla birlikte, İbraniler kendileri, "Dan'dan Beerşeba'ya" (Hakimler 21, vd.) atasözünde, topraklarının normal kuzey-güney sınırlarını gösteren bir ifadeyi korumuşlardır; ve söz konusu ülkenin alanını tanımlarken genellikle bu gösterge takip edilir. Bu dış noktalara en yakın doğal özellikleri rehber alarak, Filistin'i Akdeniz'in doğu kıyısı boyunca Litany veya Kasimiya Nehri'nin ağzından (33° 20' K.) güneye doğru Guzza Vadisi'nin ağzına kadar uzanan kara şeridi olarak tanımlayabiliriz; İkincisi, Gazze'nin biraz güneyinde, 31° 28' Kuzey enleminde denize karışır ve oradan güneydoğu yönünde akarak kuzey tarafında Beerşeba bölgesini de içine alır. Doğuda böyle kesin bir sınır yoktur. Ürdün Nehri, Batı ve Doğu Filistin arasında bir sınır çizgisi oluşturur; ancak ikincisinin nerede bittiğini ve Arap çölünün nerede başladığını söylemek pratikte imkansızdır. Belki de Şam'dan Mekke'ye giden hac yolunun çizgisi en uygun sınır olabilir. Bölgenin toplam uzunluğu yaklaşık 140 m'dir; Ürdün'ün batısındaki genişliği kuzeyde yaklaşık 23 m'den güneyde yaklaşık 80 m'ye kadar değişmektedir."
  3. ^ "Ders kitaplarında geçen Filistin terimi, Filistin Ulusal Yönetimi'ni ifade etmektedir." Adwan 2006, s. 242
  4. ^ Örnek: Filistin'deki okul ders kitapları.

Kaynakça

  1. ^ a b c d e f g h "Filistin (bölge)." Encyclopædia Britannica. Encyclopædia Britannica Online. Encyclopædia Britannica Inc.
  2. ^ a b "Palestine." Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003.
  3. ^ a b c d e f g h i j k l m n o "Palestine." Şövalye Kathleen Mary Kenyon & Glenn Richard Bugh. Encyclopædia Britannica. Ultimate Reference Suite. Chicago: Encyclopædia Britannica, 2009.
  4. ^ a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t "Palestine." William Foxwell Albright & Glenn Richard Bugh. Encyclopædia Britannica. Ultimate Reference Suite. Chicago: Encyclopædia Britannica, 2008.
  5. ^ "Philistine." Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003.
  6. ^ The History, Herodotus, III. Kitap, Bölüm 91
  7. ^ "EBÛ BEKİR". TDV İslâm Ansiklopedisi. 11 Ağustos 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Ekim 2023. 
  8. ^ Jewish Encyclopedia 1906.
  9. ^ EB 1911.
  10. ^ Aharoni 1979.
  11. ^ Salibi 1993.
  12. ^ Herodotus 1858.
  13. ^ Pliny, Natural History V.66 and 68.
  14. ^ Sharon 1988.
  15. ^ a b c d e Biger 2004.
  16. ^ Tessler 1994.
  17. ^ Kliot 1995.
  18. ^ Said & Hitchens 2001.
  19. ^ Haaretz 2011.